Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 if i had you.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 3:21 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacques Bratčikovaite

avatar

Lakap : Jac for everyone.
Rp Sevgilisi : Çok eşlilikten yanayım ama.. Acting like a couple with Ocean. But she will be mine. Forever.
Mesaj Sayısı : 95
Kayıt tarihi : 29/04/12

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 4:03 am

    Durgun gölge ölüm sessizliği hakimdi adeta. Tek bir canlılık belirtisi yoktu suyun üzerinde, rüzgâr dahi esmiyor gibiydi o an. Kızılımsı gökyüzü genç adamın gözlerinin mavisine dönüyor, veda ediyordu gece yavaş yavaş dünyaya. Yalnızca uzaklarda, yasak ormanda, birkaç kuşun ötüşü duyuluyordu göl kenarında. Gözlerini kapamış olan genç adamın göğsü çıplaktı. Çimlerin serinliğini hissediyordu omzunda gözleri kapalıyken. Bunu neden yaptığı konusunda bir fikri yoktu Jacques'in, yalnızca ayakları sürüklemişti onu buraya. Bir alışkanlık haline dönüyordu, evet. Genç adam bunun farkındaydı. Vücudundaki alkol hala savaşıyordu hücreleriyle adamın. Çakırkeyf dahi sayılmazdı ama içkinin mahmurluğu üzerindeydi. Esnedi ağır ağır. Kalkıp yatakhaneye dönmeliydi kimse onun yokluğunu fark etmeden önce. Ona ait bir şeyleri olmasını seviyordu, tüm hayatını gözler önünde yaşayan birisi olduğu düşünülünce. Gizli şeyler onu hayata tutuyor, ona kendi gizemini katıyordu. Jacques için hayat daima bir gizemdi zaten. Ve onun hayata karşı kozları belliydi. İçki, kumar ve kadınlar. Onu tarif eden üç kelime. Adamın sonsuzluk kadar ilgi çekici olan gözleri açıldı. Uykunun kendisini çektiğini hissedebiliyordu; son gücüyle ona karşı savaşırken. Hafifçe doğruldu ellerini bacaklarına koyarak. Göle doğru gözlerini diktiğinde, göldeki yansımayı hemen tanıdı. Krystelle Bartolomej'den başkası değildi bu.

    Hafifçe başını arkaya çevirdiğinde kızla göz göze geldi. Nedenini anlamasa da Jacques, kızın gözlerinin renginin her zamankinden farklı olduğunu düşündü. Belki de farklı olan bakışlarıydı, bundan emin olamadı. Uyku sersemliğinden olsa gerek diye düşünerek, omzu üzerinden ona biraz daha bakmayı sürdürdü. Sonra biraz çim kopararak ona doğru fırlattı. "Hey," dediği anda kız yerinden sıçradı. Orada öylece dikilmiş bakıyordu ve adamı fark etmemişti. Belli ki, bu saatte burada birinin olmasını beklememiş, düşüncelere dalıp gitmişti. Ondan beklenirdi bu, kız daima düşünür, düşünür ve konuşurdu. Oysa bu defa sıradan bir düşünce olmadığına yemin edebilirdi Jacques. Onu fark ettiği anda ürperdi Krystelle ve gülümsedi. Her zaman yaptığı şey de bu değil miydi zaten? "Gölün temiz havasını almak için erken bir saat değil mi?" Kız başını iki yana sallayıp adamın yanına doğru ilerledi. Hemen yanına bağdaş kurup oturdu tek kelime etmeden. Göle bir bakış attıktan sonra adamın gözlerinin içine baktı doğrudan. "Aynı soruyu sana sormak üzereydim Jac... Ama haline bakılırsa çalıların arkasında bir adet hatun olduğunu düşünüyorum." Jacques kahkaha atarak kafasını iki yana salladı. Bu sefer değil diyerek birkaç adım ötedeki t-shirtüne odaklandı. Eğilip onu almak için uzansa da -hayır kıçını kaldıramayacak kadar tembel hissediyordu o an- Krystelle eline vurarak buna izin vermedi. "Senin rahatın benim rahatım," dedi ve güldü. Bakışları hala soru sorarcasına bakıyordu. Kaçamayacağını anlayan delikanlı, herkes gibi Krystelle'a güveniyordu. Kıza herkes güveniyordu. Bunun nedeninin o her şeyi bildiği halde bunları yargılamazmışçasına sevimli olan gülümsemesi olduğunu düşündü. Gözleri olamazdı, zira Krystof'un da aynı gözleri paylaştığı düşünülürse, hayır... Kesinlikle olamazdı. Genç adamı ve ikizini düşündü o an Jacques. Ardından durumun garipliğini kavradı. Onlar büyük aşk kuşlarının ikizleriydiler. Ve kendilerine hiç bu açıdan bakmamışlardı. "Huzur dolu bir yer her zaman iyidir." Kız başıyla onayladı. Sonra demin Jacques'in yaptığı gibi kollarını başının arkasına alarak sırtını çimenlere yasladı.

    Suratını ekşiterek burnunu kaşımaya çalışan kızı izledi bir an Jacques ve ardından kahkaha attı. Küçük yaramaz çocuklara benziyordu o an Krystelle ve hala oraya neden geldiğini söylememişti. Pek çok kez aynı ortamda bulunmuşlardı ikili. İşin aslı yakın arkadaştı onlar. Genelde birbirlerinden saklıları olmazdı. İyi içici, iyi konuşmacı, eğlenceli iki insandılar nihayetinde. Ve ikizlerinin durumu düşünülürse... Ancak hepsi bu kadardı. Bundan fazlası yoktu aralarında. Birbirlerini sever, daima birbirlerinin arkalarında dururlardı ama özel sanılabilecek bir bağ yoktu arada ayrıca. Yutkundu Jacques. Bu gerçeklerin farkına varması için sabahın beşi mi olmalıydı? Gülümseyerek yeniden o pozisyona geçip gözlerini yumdu. "Yoksa Vera çok mu horluyor? Belki de Krystof'u uyarmalıyız bu konuda." Kahkahasını işitti kızın adam. Krystelle neşe dolu bir kahkaha attıktan sonra nefesini içine çekerek mırıltıya benzer bir ses çıkardı. "Vera horlamıyor Jacques ve sen bunu çok iyi biliyorsun." Bir şey söylemedi adam, kız da asıl soruyu anladığını belirtircesine devam etti. "Düşünmek istedim. Temiz havada. Kendi kendime kalabildiğim bir yerde. Kızların önünde bunu yapması zor oluyor. Bilirsin." Jacques hı-hımladı. İnsanların arasında yalnız kalmak onlar gibileri için imkansızdı. Hele ki dostlukları bu kadar değerliyken. "Bartolomej'in yalnız başına düşünmesi gereken mevzu neymiş peki?" Bir dakika sessizlik çöktü aralarına. Bir kartal öterek üstlerinden geçtiği sırada gözlerini açıp onun artık resmen mavileşmiş olan gökyüzünden süzülüşünü izledi Jacques. Ve genç kız derin bir nefes aldı. Onun konuşmaya başlamak için doğru kelimeleri aradığını hissediyordu genç adam.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 4:44 am

    İstediğim tek şey biraz temiz havaydı, belki biraz özgürlük, belki bir kaçış yolu. Belki yalnızca bir an için düşünmeyi bırakmak? Ağlamak da olabilir. Ne istediğimi bilmiyorum. Her zaman çok şey isteyen biri olarak bu durum benim için bir lanet büyüsü gibi. Kemiklerim kırılıyor gibi hissediyorum; oysa kemiklerim hala oldukça sağlam. Kanıtlayabilirim! Derin bir nefes alıyorum başımı hafifçe sağa çevirerek. Jacques'in kusursuz biçimlendirilmiş suratının gökyüzünü izleyişini izliyorum. Onu burada bulmayı beklememiştim elbette ki, aslında hiç kimseyi burada bulmayı beklememiştim. Ve o her ne derse desin, içimden bir ses hala arkadaki ağacın arkasına saklanmış bir Hufflepufflı olduğunu iddia ediyor. Ne utanç olurdu onun için diye düşünüyorum. Gerçi, neden utanç olsun ki? Jacques Bratcikovaite. Soyadını hiçbir zaman doğru söyleyemeyeceğim, bunu biliyorum. Yine de onun kuşkusuz Krystof'un da emekli oluşuyla en büyük yakışıklı çapkın unvanını kaptığını biliyorum. Can yakan müthiş ikili. Jacques'ten daima hoşlanmışımdır, onun gibi bir arkadaşı bulmak imkansız. Bir kere bir şeye hayır dediğini görmedim onun, çok hoş değil mi? Jacques hadi içiyoruz... Tamam abi geliyorum! Jacques şuradaki hatun... BENİMDİR! Neşeli insanları severim ve Jacques onlardan biri. Kısacası evet bu küçük konuşmadan çıkarmanız gereken sonuç, Jacques'i sevdiğimdir. Derinlemesine hiç düşünmemiştim onu, bu bir ilk. Tamam, yalan söyledim. Ben herkesi fazlasıyla düşünürüm. Krystof bazen gözlerimin önünde her insanın kimlik bilgilerinin yazdığı hayali bir program olduğunu düşünüyor. Mantıklı ancak benim ona ihtiyacım yok. Krystelle Bartolomej, daima kendi hafızasına güvenir. Ve o hafıza şu an ne diyor biliyor musunuz? RUN AWAY FROM HERE. Hoş geldin iç ses, ben de nerede kaldığını düşünüyordum. Daima buradayım, diyor iç sesim ve gülüyor. Bu sefer sexy bir ses tonuyla konuşuyor. Hayır iç ses, bunu başaramayacaksın.

    Dudaklarımı aralıyorum. İlk kez konuşmak bu kadar güç geliyor. "Hiç, bir insanın hata yaptığını bildiğin halde, gururun yüzünden savaşmadığın oldu mu?" Başını bana doğru çeviriyor o da. Bakışıyoruz. Krystof ile benim gözlerimin mükemmel olduğunu herkes bilir. Ancak daha önce Jacques'in gözlerinin de en az bizimkiler kadar mükemmel olduğunu fark etmemiştim. İçinde kaybolmak isteyeceğiniz türden gözler vardır ya hani. Bakarken içini okuyamazsınız ve okumak istersiniz, her şeyi bilmek. Adamda o gözlerden var. İçimde bir şeylerin harekete geçtiğini düşünüyorum. Nedense bir gıdıklanma hissi ile ürperiyorum. "Oldu," diyor dolgun ve biçimli dudaklarıyla. Ne kadar hoş dudaklar. "Kesinlikle oldu." O an, genç adamın Natasha ile olan ilişkisini hatırlıyorum. Kulağımda Vera'nın sözleri canlanıyor. Gözlerim açılıyor biraz daha. Unutmuştum; ancak hatırlamak da istemiyorum. Hiçbir zaman ayrıntısıyla öğrenemedim olayı, ne zaman açmak istesem konuyu, daima araya binlerce konu girdi. Belki de zamanıydı sormanın. "Ama burada bahsi geçen ben değilim, sensin Krystelle. Kim seni üzüp sana gurur yaptırtabilir ki?" Sol tarafına yaslanarak vücudunu bana doğru yöneltiyor sol dirseği üzerinde yükselerek. Sağ eliyleyse elimi kavrıyor. Gözlerimi deviriyorum. Gülümseyerek mırıldanıyorum. Sesim tahmin ettiğimden daha kısık çıkıyor. "Birkaç hafta öncesine kadar böyle bir şeyin olacağına asla inanmazdım." Beni kimse reddedemez, bu doğanın kanunlarından bir tanesidir. Evet benden kaçmayı denerler; hele ki ön yargılı olan insanlar. Ancak asla yılmam. Hey, merhaba, ben bir Slytherin'im! Hırs ve azim benim kanımda alyuvarlarımın içinde taşınıyor, tıpkı Oksijen gibi. Ve belli ki, Selin de biyoloji sınavının etkisiyle yanıp tutuşuyor. Ama şimdi bundan bahsetmemeliyim. Demek istediğim şu ki, ben asla pes etmem. Eninde sonunda insanlar beni sever. Çünkü ben buyum. Her zaman sevilen kız. Krystelle Bartolomej. Oysa bu sefer... Savaşamıyorum. Savaşmaktan korkuyorum belki de. Belki de gururum incindi çünkü beklediğim şey bu değildi. Argh, hayır Krystelle, bunları düşünmeyeceksin şimdi. "O kişi dangalağın teki." Kahkaha atarak elini sıkıca kavrıyorum, kafamı iki yana sallıyorum. Ama konuşmama izin vermiyor. "İnandığın şeyi yapmalısın, tatlım. Daima. Ki sen her zaman bunu yaparsın. Ne kadar mükemmel olduğunu biliyorsun. Seni üzecek olan kişinin salak olduğunu söylememe gerek bile yok." Kaşlarını çatıyor, o kadar ciddi gözükmesine karşın o kadar çekici gözüküyor ki ister istemez başım ona doğru uzanıyor. Sesi boğuk ve genizden çıkıyor bu sefer. "Seni üzmeye kıyamaz kimse." Gözleri git gide yaklaşıyor. Kalbimin hızlandığını hissediyorum. "Seni üzmek..." Nefesi nefesime karışıyor. Burunlarımız birbirine sürtüyor ve doğruluyorum ona doğru. "Bu..." Devamını getiremiyor çünkü dudaklarımı dudaklarına bastırıyorum. Hararetle aralanan dudaklarımız birbirini bulduğu o an göğsüm hızla inip kalkıyor. Eli bir an kalçamı kavrıyor ve beni kendisine çekiyor. Saçlarını tutuyorum sıkıca. Bir elim ise onun çıplak göğsünde geziniyor. Homurtuyla karışık bir şeyler söylemeyi deniyor ama anlayamıyorum. Tutku bedenimi ele geçirmişken alt dudağını ısırıyorum onun ve duruyorum. O da duruyor. Geriye doğru çekiliyor başlarımız. Bitmeyecekmiş gibi gelen bir bakışma anı yaşıyoruz. Ve ayağa kalkıyorum hızlıca.

    Etrafımı incelerken ben, telaşa düşüyor. "Krystelle ben... Özür dilerim." Durup ona bakıyorum. Özür mü? Gülümsüyorum. "Pişman mısın?" Gözlerim sorarcasına bakıyor, o ise doğru cevabın ne olduğunu düşünüyor gibi. "Dünyanın en güzel kızlarından birini öptüğüm için mi? Hayır, değilim. Ama eğer seni-" cümlesinin devamını getirmesine izin vermeden elimi ona uzatıp onu kaldırıyorum. Ssshtleyerek parmağımı dudaklarına bastırıyorum. Ardından üzerimdeki eşofman üzerini çıkarıp fırlatıyorum. "Yüzmek için güzel bir gün değil mi?" Bana delirmişim gibi bakıyor. Suyun buz gibi, hatta dondurucu olduğunu ikimiz de biliyoruz. Aldırmadan eşofmanın altını çıkarıyorum. Bacaklarım esen rüzgarla ürperdiğinde Jacques yalnızca şaşkınlıkla bana bakıyor. "Hadi ama... Sen delisin!" Sevinç çığlığı atarak içimdeki ince içliği de çıkarıp atıyorum. Soğuğun ve içimde doğan neşenin etkisiyle kahkaha atıyorum ve elimi ona uzatıyorum. "Ve sen de en az benim kadar delisin!" Bir an bakışıyoruz ve şortunu çıkarıp atıyor, kahkaha atıyoruz. Elini kavrıyorum ve göle doğru koşturuyoruz. Aynı anda kendimizi suya attığımızda var gücümle çığlık atıyorum. Tanrım. Tanrım.... MERLİN'İN SARKIK DONU ADINA. BU GÖL BU GİBİ.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1059
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 5:22 am

die bitch.

lanet olsun burası için uygun resmi ararken bulduğum şeye bak, TAMAMEN DENK GELDİ. shit



HA Bİ DE İNSAN İSMİMİ GEÇİRİR LAN.

dangalak, salak, mal.. tamam hepsinde katedilen kişilik Hans ama, ADI VAR ONUN!!!!!!!!!

AND I'LL KİLL HİM IF

FOR KİSSİNG YOU AGAİN.



BYE.


::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacques Bratčikovaite

avatar

Lakap : Jac for everyone.
Rp Sevgilisi : Çok eşlilikten yanayım ama.. Acting like a couple with Ocean. But she will be mine. Forever.
Mesaj Sayısı : 95
Kayıt tarihi : 29/04/12

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 6:22 am

    Tüm vücudunun üzerinden buzlar süzülüyormuş gibi hissetti genç adam kendisini bilinçsizce gölün sularına bıraktığı anda. Haykırışına engel olmak istedi ama bir homurtu dudaklarından döküldüğünde bunu geçiştirmeye çalışmadı, aksine kızla aynı anda bir haykırış daha kopardı. Krystelle bundan oldukça memnunmuş gibi gözüküyordu ki neşeli bir kahkaha attı, uzun zamandır atmadığı kadar neşeli. Kör değildi Jacques, kızın son zamanlarda durgunlaştığını en az diğerleri kadar biliyor, en az onlar kadar nedenini merak ediyordu. Bunu bulmaya çok yakın olduğunu hissettiği halde, bulmak istemiyordu gerçeği. Kız mutlu olduğu sürece, ayrıntıların bir değeri var mıydı? Titredi. Gülerek kızın elinden tuttuğu gibi onu kendisine doğru çekti. Kollarını adamın boynuna dolayıp yüzmeye devam eden Krystelle morarmaya başlayan dudaklarını ısırarak kendisine baktığında, dişlerini göstererek gülümsedi genç adam. "Vera'nın Krystof'ta ne bulduğunu merak etmiştim hep. Diğer erkeklerden farklı olarak." Gölün yansımasının vurduğu su yeşili gözleri kızın merakla dikkat kesildi. "Çok yakışıklı ve bulunmaz biri olması dışında tabii..." Krystelle'ın eklemesini başıyla onaylayarak kabul etti. "Hayatım boyunca onları korumaya çalışmışken Krystof'u ona ellerimle verdim," dedi. Sesi buruktu ancak pişmanlık barındırmıyordu. Hayatında yaptığı en korkunç hatalardan biriydi belki Jacques'in, yine de Vera bunu aştıysa, kendisi de aşmalıydı. Krystof onun kardeşiydi. Onun ruhunu biliyordu Jac, Vera'ya aşık olduğunu da bildiği gibi. Bu yüzden rahattı içi. Onlar birbirleri için doğmuşlardı. Tıpkı Jacqueliyne ile Kennedy gibi. Sırıtan genç adamın dudaklarına kaydı kızın gözleri. "Aklındakini söyle bana," dedi Krystelle cilveli bir şekilde. Soğuk yüzünden uyuştuğunu hisseden genç adam mırıldandı. "Artık anlıyorum ailemin Bartolomej sevdasını." Hmm diye bir ses çıkardı Krystelle ve eliyle adamın göğsünde dairesel hareketler çizerek devam etmesini söyledi. Kızın çenesini kavrayıp yukarı kaldırdı Jacques. Bakıştılar. "Siz, insanı gözlerinizle büyüleme yeteneğine sahipsiniz." Ya da yalnızca sen diye düşündü Jacques ancak kelimelere dökmedi. Bunun yanlış olduğunu biliyordu. Kalbi daima Natasha'ya ait olacaktı, her hücresi bunu inatla reddetse de. Kızın kalbinde ise başkası olduğunu anlamak için görücü olmaya gerek yoktu. Krystelle kalbini çoktan çaldırmıştı, kim olduğu bilinmeyen birisine. Ve onların birbirlerine verecek bir aşkları yoktu. Birbirlerinin kırık kalplerini onarmak onları yıpratırdı. Oysa adam kendisini durduramıyordu. İlk kez, Natasha'dan sonra ilk kez bir kız onun içini böylesine görebiliyor, onu yeniden rahat ettiriyordu. Jacques, Slytherin'in yalnız olan nadir çapkınlarından Jacques, ilk kez yanlış olduğunu bildiği halde buna devam etmek istiyordu. Kızı öptü. Dudakları dudaklarına abanırken, zümrüt yeşili sutyeninin kopçasına kadar götürdü elini.

    Gözlerini açtı genç kız ve bakıştılar. Bunu yapmalılar mıydı, yoksa yalnızca dudakları dudaklarında mı kalmalıydı? Vücudunun dahasını istediğini biliyordu Jacques, tıpkı ruhunun da daha fazlasını istediği gibi. Yine de o daima korumacı olan olmuştu, Krystelle'ın isteklerini koruyacaktı bu sefer de. Ona baktı, ne yapmasını istediğinden emin değildi. Ta ki kız onun başını sıkıca kavrayıp dudaklarını öpene dek. Jacques kızı kollarına alıp kabaca kendine bastırdı, bu sırada öpüşmeleri de giderek daha erotik bir hal alıyordu. Krystelle da en az onun kadar haşindi. Jacques'in omuzlarını hararetle okşuyor, bacakları istemsizce bacaklarına sürtünürken bu tavrıyla adamı adeta çılgına çeviriyordu. Bacaklarını adama sardığı anda tam bir şeyler söyleyecekti ki Jacques onu da beraberinde çekerek suyun altına daldı. Onu suyun altında öptü ve nefesi kesilen Krystelle onu çimdikleyerek hızla su yüzüne çıktı. Kahkahası boş olan arazide yankılanırken su yüzüne çıkan adama bakamadan ağzındaki suları püskürttü. "Bunu bir daha yapmama-" sözünü tamamlayamadı çünkü Jacques bir kez daha çekti derinliklere onu. Kız yeniden nefes alabildiğinde bunun savaş olduğunu söyleyerek ona su sıçrattı. Burnuna kaçan su yüzünden tüm vücudu irkilen genç adam kıza tatlı bir tehdit savurarak onu kendisine çekti. Krystelle yeniden su fırlatmaya hazırdı ki, adamın üzerine fırlayan şey kendisi oldu. Bacaklarıyla onun boxerını indirirken bulduğunda kendisini, aldırış etmeden sutyenini çıkarıyordu ki durdu. Jacques'in tutkuyla kararmış gözlerine bakarak gülümsedi. Julius ile arasındakiler henüz bitmişti, bunu Jacques'le yapması demek, işleri daha da karmaşıklaştırırdı. Kız yutkunduğunda onun endişesini anladı Jacques. Kızın alnına bir öpücük kondurarak kesinlikle uzmanca bir şekilde kızın kopçasını yeniden bağladı. Dudaklarına bu sefer masum bir öpücük kondurdu ve gülümsedi. "Bana karşı koymanın imkansız olduğunu bildiğini sanıyordum." Kahkaha atan kız kafasıyla onayladı. "Sen inanılmaz birisin Jacques. Seni seviyorum." Sevmekten kastının aşk olmadığını her ikisi de biliyordu. Bu ayrı bir bağdı, demin tohumlanıp yeşeren, güneşe doğru süzülen bir bağ. Bu yeni bir şeydi ama özeldi, değerliydi. "Ben de seni seviyorum tatlım. Ve bundan sonra partilerdeki kavalyem olmanı teklif ediyorum!" Kahkaha atan genç kız başıyla onayladı. "Partiden başka yakışıklılarla ayrılmak serbest mi peki?" Birkaç saniye düşünüyormuş gibi yapan genç adam öz güvenle güldü. "Ben varken buna ihtiyacın olacağını sanmıyorum."

    Artık neredeyse donmak üzere olan adam kızı elinden çekerek gölden çıktı. Buz gibi soğuk onları sarmalarken ikisi de haykırdı. Gömleğini kapan Jacques üzerine geçirmek üzereydi ki, kızın olduğu yerde bir tavşan gibi sıçrayarak -soğuk havanın yan etkileri vol1- ceketini aradığını ancak bulamadığını fark etti. Kendi gömleğini kızın kolundan geçirerek ona güldü. Altına eşofman altını giyen Krystelle, babasının kıyafetini giymiş küçük bir kız gibi gözükürken Jacques de ıslak iç çamaşırına rağmen pantolonunu geçirdi. Fazla vakitleri yoktu, zira her geçen saniye donarak ölmeye biraz daha yaklaşıyorlardı. "Sonra bulursun Krys, hadi," dedi Jacques ve kızın onun elini tutmasıyla beraber her ikisi de -ayakkabılarını ellerine almışlardı- okula doğru koşturmaya başladılar. Bahçeyi ne ara geçtiklerini anlamamıştı bile Jac, okul kapısından içeri girene dek. Birkaç tablonun haykırışı ile içeride olduklarını duyumsadı genç adam. O ikisini alkışlayan tablolardan birine sessiz olması için öldürücü bir bakış attığında, kızı da kendisini de olduğu yere çivileyen ses duyuldu. "Gözlerim mi beni yanıltıyor yoksa... Yanlış ikizler mi el ele?" Yutkunan Jacques kuralları açık ve net bir biçimde biliyordu. Bu saatte, bu şekilde yakalanmışlardı ve hayır, bu iyi bir şey değildi. Krystelle'ı arkasına alarak sesin sahibine, Anna Lizzie'ye doğru döndü. "Anna," diye mırıldandığı an hangi moda bürünmüş Anna ile konuştuğunu anlamaya çalışıyordu. Anna onun öz ablası gibiydi, daima malfoylar ile iç içe olmuştu ailesi ve Anna ile birlikte büyümüş sayılabilirlerdi. Tıpkı Bartolomejler gibi. Ancak buna rağmen, genç kadın asla unutturmazdı okuldaki müdirenin kim olduğunu. Kuralları. Kimsenin onun kurallarını ezip geçmesine izin vermezdi Anna. Oysa sırıtarak başıyla ortak salonu işaret etti. "Diğerleri uyanmadan gidin. Bu kadar ilişkiye katlanmak için henüz gencim," diye homurdanarak hiçbir şey olmamış gibi koridorda ilerlemeye devam etti. Jacques ise ortak salona doğru koşarken yalnızca kahkaha attı. Bugün onun şanslı günüydü. Belki de şansı yalnızca yanındaki kızdan kaynaklanıyordu. Bilmiyordu Jacques, yine de Krystelle ile bunu keşfetmeye razıydı. "Yine de, bu gece cezalısınız. İşin aslı odamın güzel bir temizliğe ihtiyacı var." Erken sevindiğini biliyordu. Dişlerini sıktı ve ardından Krystelle ile aynı anda koridorda yankılanan bir kahkaha attı. Anna'nın topuk sesleri giderek uzaklaşırken, kadının da güldüğüne emindi Jacques.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 10:56 am

    Küçük su damlaları süzülürken saçlarımdan, önüme gelen bir tutamı kulağımın arkasına atıyorum. Gülümsememi durduramıyorum istemsizce. Vücudum beynim ne kadar reddederse reddetsin, hala kendine gelemedi. Bunu o boğazımda fazla ateş viskisi içtiğimde oluşan tadı yaşatan mayhoş tadı midemde hissetmemden biliyorum. "Bir cezayı sevebileceğimi hiç düşünmezdim," diyorum alayla karışık. Kahkaha atarak beni onaylıyor Jacques. "Benimleyken ceza gibi olmayacağına seni temin ederim." Gözlerimiz birbirini bulduğu anda adımlarımız yavaşlıyor ve sağ elini belime doluyor. Her zaman olduğumuzdan farklı değiliz, hayır, kesinlikle değiliz. Ama farklı hissediyorum... Yapmamanız gereken bir şey daima çekicidir ya, işte o noktadayım sanırım. Belki de Jacques'in kendi çekiciliğindendir. O da ihtimal dahilinde elbette. İç çekiyorum gözlerim kendi ayaklarıma bakarken. Ayakkabılarım ellerimde, rezaleti düşünebiliyor musunuz? Yine de ben bunu umursamıyorum. Ya da kendini buna inandırmaya çalışıyorsun? Harika, ben de iç sesimin hangi cehenneme gittiğini düşünmeye başlamıştım. Belli ki geri dönmekte güçlük çekmedi. Asla çekmez zaten. "Ne düşünüyorum biliyor musun Jacques?" Bir süre düşündükten sonra yanağındaki gamzeyi göstere göstere gülümseyip kafasını iki yana sallıyor. "Senin ne düşündüğünü bilmek imkansız Krystelle." Küçük bir kız çocuğu gibi gülüyorum. İmkansız değil; tıpkı kolay da olmadığı gibi. Yine de böyle psikopat bir iç sese sahip olduğumu bilmediğine dua etmeliyim. Teşekkürler merlin, bir ara donunu yukarı çek. Hep sarkık hep sarkık... Ne diyordum ben? Odaklan Krystelle, hadi ama! Gözlerimi yumuyorum ve genç adamın gölün kokusuyla bütünleşmiş parfümünü içime çekiyorum. Öyle bir his uyandırıyor ki içimde, irkiliyorum. Biraz daha sokuluyorum göğsüne farkında olmadan. Gözlerimi açmak istemiyorum. Yine de onca merdiveni gözü kapalı çıkamam, değil mi? Bir an için peri masalını yaşamak bana fazla, gerçekliğe geri dönmek zorundayım daima. Açıyorum o inatla savaşan göz kapaklarımı. Ardındansa hayal gördüğümü düşünerek yeniden kapatıyorum.

    O olamaz. Bu saate okulun içinde neden gezer ki mantıklı bir insan? Onun mantıklı olduğunu hala düşünüyor musun, gerçekten mi? Sırası değil iç ses, lütfen, lütfen gerçek olmasın. Onun suratını görmeye hazır değilim, güne güzel bir başlangıç yapmışken. O benim için bir pişmanlık, hepsi bu. Yeniden olsa her şeyi yine aynı yaparım, evet ama yine pişman olacağımı da biliyorum. Hayal gördüğümü düşünerek gözlerimi yeniden açıyorum ki, koridorda birbirimize doğru yürüdüğümüz gerçeğiyle yüzleşiyorum. Gülümse Krystelle, güçlü ol, yapabilirsin, hep yaptın. Zorla dudaklarımı aralıyorum ve gözlerimi ona dikmemeye özen göstererek saçlarımı savuruyorum. Uzaktan nasıl göründüğünü biliyor musun Krystelle? Seviştiğimizi düşünecek. Amacın o değil miydi? Ama yapmadım. Kaşlarım istemsizce çatılırken hiç beklemediğim bir şey gerçekleşiyor. "Vay vay vay, Hans Landers. Hogwarts'ın evli çapkını. Eşine olan aşkın mı depreşti sabahın bu saatinde?" CİDDEN?! Jacques'in böyle bir şey diyeceğini tahmin etmeliydim. Yutkunuyorum, Hans ile göz göze geliyoruz. Ne kadar garip değil mi, bir zamanlar senin için pek çok şey ifade eden birisine onu hiç tanımıyormuş gibi bakmak. Ona koşup haykırmamak, kollarına sarılmamak. Dik durmaya özen gösterirken, o yalnızca gözlerini deviriyor. Ve o an yapmam gerekenin ne olduğunu biliyorum. Ben bir kaltağım. Ve bununla gurur duyuyorum. "Hey Landers," diyorum yan yana gelmemize altı yedi adım kala. Kalbim yerinden çıkacak gibi ama umurumda değil, anladınız mı, umurumda değil. "Karının çok kısa olduğunu duydum. Bunu yapmaya boyu yetiyor mu?" Ya şimdi ya hiç. Jacques'in saçlarını sıkıca tutup dudaklarına yapıştığım anda göğsünü göğsüme bastırıyorum. Jacques bunu beklemediği için küçük bir şok yaşasa da, ustalıkla belim kavrayıp bana tutkulu bir öpücük veriyor. Boğazımdan çıkan inlemeyi engelleyemezken Hans'ın durmadan yürümeye devam ettiğini görüyorum göz ucuyla. "Kendinize bir oda bulun," diyor bir insanı öldürebilecek yoğunlukta bir sesle. Öyle ki ürperiyorum ve o an adamın elini yumruk yapmış olduğunu fark ediyorum. "Kaybedensin," diye sesleniyorum arkasından. Jacques'in koluna giriyorum ve arkamı dönmüyorum bir daha. O yolunu kendisi seçti, değil mi? Benim için savaşacak bir şey kalmadı, onu düğününde gördüğüm gün. O gün bitti her şey, tüm peri masalı. Başkasıydı kurbağayı öpen ve kurbağa onun olmaya mahkumdu artık. Derin bir nefes alıyorum. Bunun açıklamasını yapmak zorunda olduğumu bilerek Jacques'e dönüyorum. Bakışları yargılayacı değil; ancak gözlerinin mavisinin karardığını görebiliyorum. "Keşke söyleseydin, daha iyi numaralarım var, tatlım." Diyecek bir şey bulamıyorum. BEN. KRYSTELLE. Diyecek bir şey bulamıyorum? Yutkundum. Göz kapaklarımı istemsizce birkaç kez kırptıktan sonra fısıldıyorum. "Özür diler-" dudağını dudağıma bastırıyor. "Özür dileme. Hiçbir şey için." Gülümsüyorum. Krystof'un sözleri. Sözün aslının Jacques'e mi Krystof'a mı ait olduğundan emin değilim, fark etmez de zaten.

    "Jacques," diyorum koridorun ortasında durup onun gözlerine bakarak. Sonra yeniden ismini mırıldanıyorum. Bir kez daha. Her seferinde ona biraz daha yaklaşıyorum. O an aklımdaki Hans değil, o an aklımdaki Julius değil. Bir başkası değil. Bir insan bu gözlere bakarken nasıl başkasını hayal edebilir ki? Bu hayatta çok az yanlış yaptım ben. Daima mükemmel olmanızın beklendiği bir hayatta yanlışa yer yok zira. Ama ben hep yanlışlarımı göze aldım yaparken. Bir kez daha alıyorum. Alnımı alnına değdirerek fısıldıyorum. "Seni istiyorum." Elimi çıplak omzuna atıp sıkıca kavrıyorum. Bırakmaya gücüm olduğunu sanmıyorum da. "Oh Krystelle, ben de bunu demeni bekliyordum." Gülerek beni kucağına alıyor ve benim kahkaham koridorda yankılanırken beni bir üst kata kadar o şekilde taşıyor. Tabloların kıkırdaması kulağıma dolarken, boş duvarın önünde duruyor. "İhtiyaç odası," diyor ve devam ediyor. "Ve tanrı biliyor ya, benim şu an sana deli gibi ihtiyacım var."

    *çünkü hanslar bitchtir. ve nazlılar iyi gazlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jacques Bratčikovaite

avatar

Lakap : Jac for everyone.
Rp Sevgilisi : Çok eşlilikten yanayım ama.. Acting like a couple with Ocean. But she will be mine. Forever.
Mesaj Sayısı : 95
Kayıt tarihi : 29/04/12

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: if i had you.   Ptsi Nis. 15, 2013 11:40 am

    Kendisini ve genç kızı içeri nasıl attığını bilmiyordu genç adam, bedeninin salgıladığı hormonlar ona hiç de yardımcı olmuyordu açıkçası. Buralardan çok geçmişti, kim bilir bu odaya kaç tane kız atmış, kaç tanesiyle eğlenceler yaşamıştı. Tutkusunu dizginlediğini düşünmüştü delikanlı, gölde o kopçayı geri bağladığı anda. Krystelle yasak elmaydı ve yasak elma yenmemeliydi. Buna karar verdiği o andan itibaren uygulamaya koymuş olması gerekliydi; ancak yapamıyordu. Kıza her baktığında, gömleğin ıslanmış göğüs bölgesini her gördüğünde, saçının kokusunu her içine çektiğinde, Krystelle her gülümsediğinde adamın kasıklarına ağrı giriyordu. Onu istiyordu Jacques ve ne yaparsa yapsın kendisini durduramıyordu. İçeride yatak vardı, en güzelinden. Geri kalan her yer mumlarla kaplıydı. Kırmızı alevler sarmalamıştı odayı. Dudakları dudaklarını buldu yeniden. "Bana bak," dedi Jacques yumuşak bir sesle. Ardından kızın yüzünü ellerinin arasına alarak kendisine bakmasını sağladı. "Tüm kuşkularını sil beyninden Krystelle. Bu anı yaşıyoruz, sadece ikimiz." Kafasını sallayan genç kız uzun kirpiklerini kırpıştırınca kızaran yanaklarına gölge düştü. Kız en son ne zaman kızardığını hatırlamasa bile, uzun zaman sonra ilk kez böyle hissettiğine emindi. Gömleğini söküp atan genç kız onu yere fırlattığında, adam onun dantelli sutyenini çözmüştü bile. Krystelle'ın elleri adamın bronz, kaslı tenini keşfederken adamın sutyenini çıkarttığını o an fark etti. "Dokun bana," dedi Jacques boğuk bir sesle. Krystelle'ın daha fazla yönlendirilmeye ihtiyacı yoktu, içinde kabaran tutku beynini alt etmeyi başarmış, bedenini ele geçirmişti. Tecrübelerinin ve tutkusunun rehberliğinde ellerini delikanlının göğsünde gezdirip öne doğru eğilerek sert ve kaslı tenini öptü. Dudakları ona dokunur dokunmaz tüm vücudu ürpermişti. Jacques ellerini Krystelle'ın saçları arasında gezdirip yüzünü yüzüne doğru kaldırdı. Zapt etmeye çalıştığı yoğun duygularla tek kelime etmeksizin sadece ona baktı ve başını eğdi. Dudaklarının tadına bakan dudakları ilk önce sıcak ve son derece nazikti. Ama sonra baştan çıkarıcı bir açlıkla keşfe çıkmış, Krystelle'ı zevkten çıldırtacak konuma getirmişti.

    Krystelle ona biraz daha yaklaştı, elleri çıplak göğsünün üzerinde dolaşırken Jacques başını kaldırdı. Alev alev yanan mavi gözleri Krystelle'ın gözlerini tutuştururken yeşil derinliklerinde kendi tutkusunun yansımasını görebiliyordu. Derin bir nefes aldı, isteğini dindirmeye çalışır gibi bir hali vardı ama çok geçmeden bu savaşı kaybetti. "Tanrım, seni istiyorum," dedi hararetli bir biçimde ve dudaklarını kızın dudaklarına bastırıp diliyle dudaklarını ayırırken kızın bedeni arzuyla ürperdi. Ardından genç adam ellerini kızın göğüslerinin yan taraflarına, sırtına, sonra da aşağıya doğru götürüp kalçalarını sertleşen erkekliğine doğru sıkı bir biçimde bastırdı. Onu kollarına aldığında dünya adeta yörüngesinden çıkmış gibiydi, Krystelle'ı yatağa götürürken onu tutkuyla dudaklarından öpüyordu. En sonunda kızı yatağa taşıdığında, dağılan sarı saçlarını küçük birkaç saniye izledikten sonra üzerine kendi vücudunu bir örtü gibi örttü. Çıplak göğüslerini okşuyor, göğüs uçlarını tahrik ediyordu. Tekrar onu öpmeye başlamıştı. Büyük bir arzuyla dudaklarının tadına bakarken becerikli dokunuşlarıyla da onu heyecanlandırıyor ve hislerini sürekli değişip duran erotik zevklerin derinlerine çekerek, Krystelle'ın sızlayan vücudunun her noktasının ona gereksinim duymasına neden oluyordu. Jacques dizlerinin üzerinde doğrulunca genç kızın içinde onu karşılamaya hazır vahşi ve şiddetli bir şey harekete geçmişti. Her ikisi de artık öz denetimden yoksundular. Tenleri birbirlerine değiyor, dokundukları yerler alev alev yanıyordu. Kızın efsunu adamı sarmalıyordu. Genç adam düşünme yetisini kaybediyor, yalnızca kendisini kızın içinde istiyordu.

    Kızın bacaklarında gezdirdi elini adam. Yavaş ve işkence eden dokunuşların ardından yavaşça araladı süt beyazı rengindeki iki bacağı. Eliyle kızın kadınlığını okşadı. Kızın genzinden kopan uğultu üzerine kendisi de inledi. Kızın tutkusu onu sarmalıyordu. Kızla yeniden doğuyor gibiydi genç adam. Küçük öpücükler kondurdu göbeğinden başlayarak, tek tek. Kadınlığını dudaklarıyla okşadıktan sonra daha fazla dayanamayacağını fark etti. Ellerini çekerek bedenini kızın içerisine soktu. Krystelle iki elini de adamın omzuna geçirdi. Aklı ve kalbi birbirine girmişti kızın, düşünmekten çok uzak bir eylemdi onu yöneten. Tırnaklarını adamın omuzlarına batırırken, Jacques'in namının kesinlikle abartılmamış olduğunu onayladı içten içe. Adam yatakta da en az dış görünüşü kadar mükemmeldi. Birlikte bir tempo tutturduklarında inledi Krystelle, yeniden ve yeniden. Dudaklarından dökülen kelimeler anlamsızdı. Tıpkı genç adamınkiler gibi. İkisi bir bütün olduklarında, Krystelle'ın zevk dalgasına yenik düşmesi uzun sürmedi. O an, dudakları dudaklarına değiyordu ki hiçbir şey söylemedi genç kız adamın dudaklarını şehvetle ısırmaktan başka. Son bir salınımın ardından Jacques de ona katıldı. Sonsuzluk hissini yaşatan rahatlamanın ardından, kızı bir kez daha tutkuyla öptü. Yanı başına uzandı sonra ve kızın başını göğsüne doğru çekerek saçlarına küçük bir öpücük kondurdu. "Krystelle... Benimle ol." Birdenbire o kadar ciddi söylenmiş sözlerdi ki, kız bir an için neye uğradığını şaşırdı. Zaten seninleyim demek için ağzını açtığında Jacques sözlerini kızın ağzına tıkadı. "Benimle çıkar mısın Krystelle Bartolomej?" Kelimeleri doğru duyduğundan emin olmaya çalışıyordu kız. Jacques asla birisine çıkma teklifi etmezdi, asla. Hele ki unvanını korumak adına yapmayacağı hiçbir şey yoktu. "Başımıza dadanacaklar.. Fazlasıyla. Belki yorulacağız ama denemek istiyorum. Seninle olmak istiyorum. Sendeki gücü hissedebiliyorum. Seninle kendimi olması gerektiği gibi hissediyorum." Genç adam kıza bakmadı ama elleri birbirlerini buldu. Kedi mırıltısına benzer bir ses çıkardıktan sonra genç kız Jacques'in çıplak göğsüne öpücük kondurdu. "Olacağım Jacques. Söz veriyorum." Ardından adama sarıldı. İkisinin de ihtiyacı olan sevgi dolu bir kucaktı o an. Kimin doğru kimin yanlış olduğunu bilemeyecek kadar çok şey yaşamışlardı ama... Jacques haklıydı. O an yalnızca onlarındı. Ayrıntılara ne gerek vardı ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
if i had you.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: H O G W A R T S :: Okul Arazisi :: Göl Kenarı-
Buraya geçin: