Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 stay with me.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: stay with me.   Paz Ağus. 11, 2013 11:39 am


"Don't go my love. Stay tonight," said he with his eyes. But she has never seen that.
And walked away. Just like that... Couldn't stay.

flashback; ||13 november.


En son Krystelle Bartoloměj tarafından Perş. Ekim 23, 2014 1:05 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: stay with me.   Paz Ağus. 11, 2013 12:54 pm




    Something in the way you move, makes me feel like I can’t live without you.
    It takes me all the way, I want you stay.


    Attığı her adımda ayakları birbirine sürtüyordu kızın. Gözlerinin görmeme sebebi gökyüzünden düşerek onu adeta yaralayan yağmur mu; yoksa kendi kendine beliren gözyaşları mıydı bilemiyordu. Sebebi yoktu ağlamak için… Saçmalıyordu. Her şey ters gibiydi adeta o an. Alışkanlıklarını yıkıyor, başkasıymış gibi davranıyordu. Belki yalnızca kendisinden kaçmaya çalışıyordu. Belki yalnızca yalnızlığı seçiyordu. Her türlü, Krystelle Bartolomej bilindik Krystellelığını yapmaktan çok uzaktı o gün. Sırılsıklam olmuştu bütün vücudu. Üzerini bir hastalık misali sarmış olan Quidditch kıyafetini dahi çıkartmamıştı. Nedenini bilmiyordu, iyice şiddetlenen fırtına yüzünden bitirmek zorunda kaldıkları antremandan sonra koşmaya başlamıştı sahadan. Arkadaşlarının seslenişlerini duymuştu ama durmamıştı. Şimdi adımları git gide yavaşlarken, yere çökmemek için tek yaptığı ileri odaklanmak, yürümek ve daha da yürümekti. Başına bunun neden geldiğini bile bilmezken böylesine bitkin hissetmesi normal değildi. Yüzüne yediği bludger olabilirdi tabii sebebi; ancak kızın içinde bir ses, bunu Xavier’ın bilerek yaptığını bile söylüyordu. Zira eğer her zamanki Krystelle olup kafasını zamanında çekseydi bludger doğrudan Karenin oğlanına çarpacaktı. Oysa kız kaçmayı bile becerememişti. Kim bilir, belki de Krystof’un antremanı bitirmesinin sebebi dışarıdaki fırtına değil, Krystelle’ın içinde olduğu fırtınaydı. Ve ikizi bunu asla kaçırmaz, bunu yanına bırakmazdı.

    Pelerini ayaklarına dolanınca tökezledi. Durdu olduğu yerde ve sinirle pelerinini açmaya çabaladı. Elleri birbirine girmişti sanki ve düğümü nasıl açacağını bilmeyen bir acemi gibi davranıyordu. Küfretti çekip yırtarcasına çıkartmadan önce. Eline aldığı kırmızı pelerine onu öldürecekmiş gibi baktı. Kırmızı. Kuşkusuz ki en sevmediği renkti kızın. Kırmızı. Ne kadar salak bir renkti. Kırmızı… Kendini beğenmiş, gururu sevgisinden daha yüksek olan, gözü saçma sapan zırvalıklarla dolu bir renkti. Pelerini alıp yere attı. “Senden nefret ediyorum kırmızı.” Kaşlarını çattı. Bir renkten nefret etmek için pek çok sebebi vardı gibi; asıl sorun, gerçekten gıcık olduğu şey kırmızı mıydı yoksa kırmızının yakıştığı tek insan mıydı? Beyni cevap vermeyi reddetti ve pelerinini öylece bırakarak yürümeye devam etti. Ailesinde bok gibi para varken, bir Quidditch pelerininin lafını yapmazdı kimse, değil mi? Zaten öğrenmişlerdi artık burada olduğunu. Hayatının azarını yemiş miydi kız? Hayır. Tam tersine, babası Anthony Landers, WTF O OĞLUN SENİN KRYS BABAN DEĞİL Bartolomej gülmeye başlamış ve bunu yapmakta neden bu kadar geç kaldığını sormuştu. Annesi Dementia tek kelime etmemişti ama genç kız biliyordu ki kızgın ebeveyn rolü ona kalmış olmasa, kocasına katılır gülerdi kahkahalarla. Sorun yoktu. Her şey iyiydi işte. Daha ne diye debeleniyordu?

    Belki de ihtiyacı olan şey hoş bir yakışıklının kollarıydı. Sonuçta, Julius ile ayrılalı birkaç haftayı geçmişti ve o zamandan beri eline tutkuyla değen bir erkek eli olmamıştı. Tabii ayrılığı kutladığı gece kendisini bir barda iki kişiyle aynı anda öpüşürken bulduğu o anı saymazsak. Ama yatmamıştı ikisiyle de. Hayır, aksine bir an ne yaptığının farkına varıp üzerini düzelttiği gibi gitmişti. Acilen dudaklarını örtecek, elini tutacak, ona destek olacak birini bulmalıydı. Tanrı aşkına, ne zamandır böyle aşk misali şeyleri düşünür olmuştu ki? O Bartolomejdi, hayat felsefeleri yat ve kaçtı. Krystof olsa öyle yapardı. Derin bir nefes aldı, bitmek bilmez bahçeyi gezerken. Fırtınadan olsa gerek, avluda bir adet hayvan dahi yoktu. Herkes çekilmişti inine. Delicesine bir şimşek çaktığında belki de burada kalmasının daha iyi olacağını düşündü Krystelle. Zatüreden ölmezdi tabii ama yağmuru seviyordu. Ona her şeyin bir gün akıp gideceğini hatırlatıyordu yağmur. “Pelerinini düşürmüşsün. Düşürmesi zor bir eşya ama…” Olduğu yerde duraksadı kız. Sesi tanıyordu, sesin sahibini tanıyordu ve bu kişinin şu an bu cümleyi kurması gereken son kişi olduğunu biliyordu. Bu yüzden arkasına dönüp bakmadan önce nefesini tuttu. Ağır çekimde döndü, üzerinden sular damlayan saçlarını yüzünden çekerek. Elinde pelerinini tutan adamın suratında anlaşılmaz bir ifadeyle kendisine bakan suratını incelemeye başladı. O da ıslaktı tıpkı kız gibi. Aralarında epey mesafe vardı, göremiyordu gözlerindeki bakışı Krystelle. Onlarınki bir masaldı ya; bu defa adamı elinde ayakkabısını tutan prens, kendisini külkedisi gibi hissediyordu. Prensese dönüşen, karanlığın içine hapsolmuş kız.

    Ona doğru adım atmaya başladı bunu yaptığının farkında olmaksızın. Ne hızlı ne de yavaş. Adımları dans eder gibiydi ıslak zeminde. O yaklaştıkça, adam da yürümeye başladı kıza doğru. İlerledi kız… Ta ki, aralarında birkaç adım mesafe kalana dek. Ona uzun zamandır bu kadar yakından bakmadığının farkına vardı o an. Gözlerindeki bakışı adlandırmaya çalışıyordu ama yapamıyordu. En son bıraktığında kendisine lanetler okuyan adamın bakışları değildi bunlar. Bunlar ona kendisinin hiçbir şey olmadığını söyleyen adama ait değildi… Bunlar ona sessizce fısıldayıp seni seviyorum diyen adamın bakışlarına benziyordu; ama asla o olamayacaktı. Dudaklarını araladı genç kız. “Düşürmedim,” dedi onun kırışan alnına kaydırırken gözlerini. Bir keresinde bir adamın alnı ne kadar kırışırsa, o kadar çocuğu olduğunu duymuştu. Eğer doğruysa Hans bir insana yeteri kadar çocuk verecek kadar kırışıktı. “Taşıması ağır olan şeylerden kurtuldum. Hepsi bu.” Başını salladı adam hâlâ elinde tutarken pelerini. Bir adım attı kıza doğru. Bir adım attı Krystelle bunun üzerine ona doğru. Mesafe neredeyse bitmişti, nefesini üzerinde hissedebiliyordu kız. Islak gözleri adamın dudaklarına odaklanmıştı. Öpmüştü bu dudakları, bütün tutkusuyla değil mi? Tadını almıştı. Kokusunu bırakmıştı o dudaklara. Şimdi bir yabancının dudaklarıydı. Yeniden uzanmak istiyordu. Yanıp tutuşuyordu bedeni. Gerçekten bu kadar zor olmak zorunda mıydı? “Bu havada dışarı çıkmak için deli olmalısın,” dedi surat ifadesini bozmadan. Elleri istemsizce kalkmıştı. Hans elindeki pelerini düşürdü… Belki de attı. Bilemiyordu Krystelle ama adamın elleri kendi ellerini bulduğunda nefesinin kesildiğini hissetti. İçinde yayılan sıcaklığın durmasını istemiyordu. Gözlerini çekemiyordu hâlâ ama biliyordu. Bütün hücreleriyle biliyordu, bakmasına gerek yoktu. Adamın gözleri de kızın dudaklarındaydı. Elindeki elin yavaşça kendisini okşamasına izin verdi. Aklında küçük bir anı belirdi; yalnızca ikisinin bildiği bir anı. Ve gözlerini eline kaydırdı. Tüm sevişme boyunca el ele kalmışlardı. Öyle sıkıca tutuyorlardı ki, içini çekti genç kız. Başına ilk kez geliyordu bu. İlk kez birinin elini tutmuştu sevişirken, ilk kez ruhunu paylaşmıştı biriyle. Elini çekmedi. Yalnızca eğilerek öpücük kondurdu ve gözlerini yumdu. Hans sol elini kaldırdı yavaşça. Önce kızın yanağına dokundu, sonra elleri orada öylece kaldı. Başını sağa yatırarak bu harekete karşılık verdi Krystelle. Kendisini cümle kurmayı unutmuş gibi hissediyordu, adamın üzerindeki kırmızı süvetere bakarken. Kırmızı, diye düşündü. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum kırmızı.


that look:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1060
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: stay with me.   Perş. Ağus. 15, 2013 3:49 pm



    İlk gök gürültüsü yükseldiğinde Hans gerisingeri antreman sahasına yürüyordu. Attığı her adımda sanki öfkesini topraktan çıkartabilecekmiş gibi bir sertlik vardı ancak botlarının izi tamamen toprağa yansısa da öfkesini dindirebilmiş değildi. Ardından beklenilen yağmur damlaları Kuzey Britanya'ya yakışacak şekilde hızlı yere inmeye başladığında pelerinin arkasından öylece dalgalanmasına izin verip su damlalarının içinde koşmaya başladı. Kıstığı gözleri yeni bir şimşek ile gökyüzüne kalktığında yağmura rağmen antremana devam eden Slytherin takımından bir kişiye çarptı gözü ve ardından diğerlerini de görüp bir küfür savurdu kendi kendine konuşur gibi. Çünkü bugün -yani salı- onların antreman günüydü! Okula yeni gelen bir çocuğun Slytherin'e ardından Quidditch Takımına seçilmesiyle oğlanın adepte olabilmesi adına bugünü Slytherin'ler zapt etmişti. Ellerinde izin belgesi ile... Bugün kendi takımını antremana başlatacağı anda Bartolomej oğlanının gelip belgeyi kendisine gösterdiğindeki donuk suratındaki imalı gülüşünü aklından çıkaramıyordu ki bu kesinlikle sinirini azaltan bir durum değildi. Oğlanın bakışlarını önemsemeden belgeyi geçip incelemişti ve Anna Lizzie Malfoy'un kendisine has büyük imzası ile karşılaşmıştı; kafasını kaldırıp okula yeni gelen oyuncuya baktığındaysa neredeyse kendisi kadar uzun, zayıf bir oğlanla karşılaşmıştı. Bir çocuk değil! Hans'ın hiçbir şüphesi yoktu ki Slytherin'e bu "çok özel durum" için ayrıcalık tanıyan Mini-Malfoy, Gryffindor'a böyle bir şansı asla vermezdi. Ki gidip ondan bir şey de isteyecek değildi zaten ama damarına dokunuyordu işte. Belki de onu bu kadar öfkelendiren en büyük nedenlerden biri buydu. Kadının her hareketinde bir taraf bulabiliyordu, sinir edici bir nokta, istediği yaparım tripleri... Oysa Profesör Potter öğrencilerine karşı tamamen tarafsızdı ve işte tam bu nedenle şuan süpürgesinin üstünde değildi. Liam olsa böyle olmazdı diye geçirdi aklından kim bilir kaçıncı kez. Adamın varlığı bile okulun atmosferini değiştirmek için yeterliydi Hans'ın açısından ve gidişi sadece bedeni değil beraberinde götürdüğü birçok renk ile de ilgili olmuştu.

    Sonunda Antreman sahasının alt tarafında kalan soyunma kabinlerine vardığında kapıyı sertçe iterek açtı ve asasını unuttuğunu düşündüğü dolaba doğru yürüdü. Şimdi tüm soyunma odası onların eşyalarıyla doluydu tabii ve yanlış kişinin eline geçmesine karşı ne tarz büyülerle donatıldıklarını az çok düşünebiliyordu oysa eşyaları umurunda bile değildi Hans'ın. Aslına bakarsanız bu odada nefes almak dahi istemiyordu. Neredeyse bir saat önce kullandığı dolabı açtı tekrar ve arkaya düşmüş olan asasını eline aldı ifadesiz bir şekilde. Kendisine kaybettirdiği zaman ve ıslanmasına neden olduğu için asaya kızabilirdi bile onu unutan kişinin kendisi olduğunu veya elindekinin cansız bir nesne olduğunu umursamaksızın ancak hareket bile etmesine vakit kalmadan soyunma odasının kapısı açıldı ve Hans zaten elinde olan asayı sıkıp yoğunlaşarak hayalbozan büyüsü yaptı aniden. Bu o kadar hızlı olmuştu ki Muggle Bilim-Adamları bu konuda "Reflex" tanımını rahatlıkla kullanabilirlerdi. Aynı limon gören insanların suratını ekşitmesi gibi, Slytherin'lilerin bölgesinde Slytherin gören Hans görünmez olmuştu zira ne Hogwarts içinde cisimlenebilirdi ne de onlardan her hangi birine burada ne yaptığını doğruca anlatabilirdi. O nedenle duvara tamamen yakınlaştı ve nefes alışını yavaşlattı. Sadece beş dakika sonra herkes dışarıda olacaktı. Beş dakika... Belki de yedi. İçinden küfretti. Soyunma odasının kapısından içeri neredeyse tümerkekler girmiş olmalıydı ve hepsi sırılsıklamdı. Bu nedenle antremanı erken kestiklerini düşündü Hans. Kendisi olsa hava koşullarından dolayı antremanı keser miydi düşünmeden edemedi. Ancak sanmıyordu, sonuç olarak gerçek maçın nasıl bir koşulda oynanacağına dair bir ipucu yoktu ellerinde. Her koşulu öğrenmek zorundaydılar.

    Xavier Raymond ile arasında neredeyse yirmi santim vardı. Belki de on dokuz... Oğlanın kötücül bir şekilde arkasına bakışını fark etti. Ancak bakışları Hans'a değil şu yeni oğlanaydı. Oğlansa cevap vermeden tişörtünü çıkardı sadece. İnanın Hans daha önce iskelet görmüştü ancak bu kadar canlısını ve tüylüsünü ilk kez görüyordu. Kaşı havaya kalktıysa da gülümsemedi, ancak oğlanı yedeğe almalarının uzun sürmeyeceğine dair bahse girebileceği biri olsa girerdi. Çünkü çocuk vurucuydu ve aslında voleybol için gelmişe benziyordu. Arquette Oğlanı Bartolomeje laf attı ve şakalaşmaya başladılar. Hans sadece çıkıp gitmek istiyordu artık. Xavier havlu için elini attığında sola doğru çekilip yeni çocuğun yanına doğru ayaklarını sürüdü çünkü yanlışlıkla attığı bir adımdan anlamıştı ki ıslak botları ona izler konusunda yardımcı olmayacaktı. Kendisine yeni bir konum belirleyince yeni çocuğun bir şarkı mırıldandığını fark etti, kısık sesliydi ki sözler zar zor anlaşılıyordu. Ancak tanıdık bir melodiydi. Tam o anda, durup melodiyi çözmeye bile fırsat bulamadan, başından beri dikkat etmediği arka plandaki konuşmadaki altın kelimeyi duydu. "Krystelle." Kelime Bartolomej Oğlanın ağzından çıkarken itina ile titriyordu ve Hans dikkat kesilmekten kendisini alamadı. Tanrı aşkına, o lanet geceden beri böyle değil miydi zaten? "Onun için endişeleniyorum." dedi "Her şey Landers piçi yüzünden, pişkinin teki. Elimde olsa okul bitmeden ona..." Gözlerini yeni oğlana dikip konuşmasının sesini alçalttı ancak herkes her şeyi anlamıştı. Elinde olsa okul bitmeden kendisine ölümcül lanetlerden uygulayabileceğini söyleyecekti veya benzer bir şey. Hans'ın beklemediği bir şey değildi bu ancak suratında tuhaf bir gülümseme oluştu. Bunun nedeni neydi emin değildi, oğlanın şuan burnunun dibinde olduğunu bilmeyişi mi, o kadar kolay öldüremeyecek oluşu mu, yoksa bu siniri mi? Kendisine itiraf etmesi gerekirdi ki düşmanının mutsuzluğundan keyif alıyordu. Salt zevk. Ancak Krystof Bartolomej'in mutsuzluğuydu onu eğlendiren Krystelle'ın ki değil; yaşanıp kapanmış bir davaydı onlarınki kin tutmasını gerektirmeyen, en azından Hans hesabını görmüştü... Ve şuan Krystof, Krystelle üzgün olduğu için; Krystelle'sa Hans'dan dolayı üzgündü. Haftalar öncesinden kalma sözlerini hatırladı kızın dünyanın en mutlu kızı olduğunu ilan eden... Her şeyin içine etmişti, değil mi?

    I regret nothing. Bilgisayarda bu cümleyi giflerin üzerine yazıp YOLO etiketiyle paylaşmak kolaydı oysa gerçek hayat tumblr'dan daha zordu. Şüphesiz ki Hans'ın haftasonları kullandığı bir bilgisayarı ve sosyal ağ hesapları vardı; büyücü olmak yirmi birinci yüzyılın nimetlerinden habersiz yaşamayı gerektirmiyordu sonuç olarak değil mi? Pişman olmadığı düşündükten sonra kızı her gördüğünde hissettikleri neydi peki? Onun hakkında haber duymak istemediğini söylemişti, hatta sertçe bağırmıştı. Oysa şuan Julius'dan tamamen ayrıldığını, ufak tefek ilişkileri olduğunu ve hatta geçen kehanet dersine geç girdiğini bile öğrenmişti. Acaba neden geç girmişti?

    Açılan kapının sesiyle irkilip sonunda oda boşaldıktan bir iki dakika sonra kendisini dışarı attı ve bahçeye çıktıktan bir süre sonra tekrar görünür oldu. Yağmur bıraktığından daha kötüydü ve daha iyi olacakmış gibi durmuyordu. Parmaklarını ıslak saçları arasında gezdirdi ve giriş kapısına doğru ilerlemeyi sürdürdü. Koşmuyordu; belki sırf bu nedenle hasta olacaktı. Roxana'nın kendisine bağırdığını duyar gibi oldu, ama zaten çamaşırlarına kadar ıslanmamış mıydı? Üşüyor sayılmazdı bile. İleri de birinin pelerinini atıp ilerlediğini gördü. Yalnız olmadığını fark etmek değildi onu duraklatan, gördüğü kişi Bartolomej kızı oluşuydu. Onu ilerleyip pelerini eline aldıran ve kızın yanına gitmesini sağlayan gücün ne olduğundansa pek emin değildi. Ancak “Pelerinini düşürmüşsün. Düşürmesi zor bir eşya ama…” derken buldu kendisini. Her ne olursa olsun bu kez net olarak söyleyebilirdi ki bundan pişman değildi.

    Genç kızın yeşil bakışları kendisininkilerle buluştu ardından. Yüzünü dolandı bakışları. Yağmur tüm saçlarını bozmuş makyajını akıtmıştı, ancak yine de kızdan bir şey götürmeyi başaramamıştı. Dudaklarına kaydı bakışları ardından parıltısını kaybetmiş gözlerine yükseldi tekrar. Bir parçası hep orada gibiydi sanki, yakınlaştıkça kendisini daha canlı hissediyordu. O kadar yabancı bir histi ki bu ne diyeceğini bilmiyordu. Ancak kendisini yönetmesine izin verdi öylece ve o nedenle attı yeni bir adımı. Kızın da kendisine yaklaştığını fark etti. “Düşürmedim, taşıması ağır olan şeylerden kurtuldum. Hepsi bu.” Başını salladı Hans hâlâ elinde tutarken pelerini. Bir adım attı kıza doğru. Bir adım attı Krystelle bunun üzerine ona doğru. Mesafe neredeyse bitmişti, nefesini üzerinde hissedebiliyordu kızın. “Bu havada dışarı çıkmak için deli olmalısın,” İsterik bir gülümseme oluştu Hans'ın suratında ve pelerinin elinden kayıp gitmesine izin verdi; ne rengini umursamıştı, ne de kumaşını. Her şey ayrıntı gibiydi şuan Krystelle'dan başka. Kızın yağmurun ıslattığı dudaklarına baktı; şüphesiz ki şeklini artık ezbere biliyordu. Ardından gözlerini kapatıp elleriyle ellerini kavradı. Aynı o gece boyunca olduğu gibi... Kızın elini sıktığını hissedebiliyordu. Sol elini kızın ıslak yanağına koydu yüzüne gelen bir parça saçı nazikçe uzaklaştırarak. Daha önce kızın tüm gece boyunca kendisinin olduğuna inanırken yarın sabah gidip tamamen kaybolacağından korkmuştu, şimdi kızın adresini tamamen bulduğundaysa artık ona ait değildi. Ne tamamen birbirlerinin olabilmişler ne de ayrılmayı becerebilmişlerdi. Aralarındaki ilişkinin bir adı yoktu; Marcella ile olan ilişkisinde bile bir rütin varken buna ne diyebileceğini bilmiyordu. Yalnızca kızın yanağını okşadı asla onun olmadığını bilerek, ardından yaklaşıp dudaklarını kızınkilerle birleştirdi çünkü haftalar öncesinden kalma verilmeyi bekleyen bir son öpücüğü vardı.



::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik


En son Hans Finn Landers tarafından Ptsi Ağus. 19, 2013 10:07 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Krystelle Bartoloměj
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
Slytherin VI. Sınıf Öğrencisi
avatar

Lakap : Krys, Stelle, Xtelle.
Rp Sevgilisi : Tamam yalana gerek yok, Hansey.
Mesaj Sayısı : 528
Kayıt tarihi : 19/08/10

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: stay with me.   Perş. Ağus. 15, 2013 11:01 pm




    Soundtrack: Lucia - Silence

    Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz...

    Eğer kalbin aynası gözlerse, kalbe açılan kapının dudaklar olduğunu biliyordu genç kız. Dudakları üzerine yumuşak dudakların kapanmasıyla yerinden çıkacakmış gibi atan kalbi, bunu bir kez daha kanıtlamak için yerinde durmuyor gibiydi. Nefesini tutmuştu kız; dudakları hâlâ kapalıydı ve karşılık vermiyordu, yalnızca ağırlığını hissediyordu tüm hücrelerinde. Adeta kendisini okşayan dudaklar ona kalbini açtığı gibi dudaklarını açmasını emrediyordu bu defa. Baskı can alıcıydı, baskı baştan çıkartıcıydı, baskı bir iki kelimenin çok daha ötesindeydi kızın kurup kurabileceği. Dudaklarını araladı, pişman olup olmayacağını o an asla bilemezken. İçinde biriken öfkeyle karşılık verdi önce. Hiddet ile adamın alt dudağının tadına baktı. Hiç değişmemişti, aynı tadı alabiliyordu Krystelle hâlâ. O mayhoş, o insanı deli eden tadı… Ardından öfkesi yerini sevgiye bıraktı. Adamın dili kızın diliyle buluştuğunda, dudaklarını daha da araladı ona yer açmak için. Dudaklarını sıkıca bastırdı onunkilere kalbinin zayıf atışlarının söylediği bir sevgiyle. Ellerini kaldırdı yavaşça ve adamın önce saçlarına götürdü. Islak saçlar avucunun içinde dans ederken kavradı tutkuyla. Bu defa tutku ele geçirdi genç kızı ve bedenini onun bedenine bitiştirdi. Göğüsleri onun göğüsleri üzerinde baskı kurduğunda Hans elleriyle önce kızın belini kavradı ve kendisine çekti sıkıca hiç bırakmayacakmış gibi. Ne kadar ironikti; hiç gitmeyecekmiş gibi hissettirenin Hans olması. Ama giderdi, öyle bir giderdi ki tek kelime edemezdi kız. Sözleri anlamını kaybeder, tıpkı şiddetle yağan yağmur gibi solar giderdi zamanla. Ne durdurabilmişti ki adamın gidişini? Oynamak istemiyordu Krystelle bu oyunu daha fazla. İçinde alevler yanar, onu diri diri yakarken gücü yoktu artık. Adam ruhunu emiyordu ama ondan vazgeçemiyordu. Saçmalıktı, deliceydi, aptalcaydı. Ellerini onun ense köküne kaydı, dilini kendisininkiyle okşarken. Sıkıca tuttu oradaki saçları ve onun alt dudağını ısırdı hafifçe.

    Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Bir inilti yükseldi kızın genzinden ve Hans’ın dudaklarında son buldu. Adamın elleri sanki her detayı yeniden hatırlamak ister gibi süzüldü belinden aşağı ve kalçalarını buldu. Parmak ucuna yükseldi genç kız ve elleriyle adamın suratını kavradı. Dudakları ahenkle birbirlerine tüm nimetlerini sunarken kontrolünü kaybettiğini biliyordu. İzin veriyordu ona; kendisini yeniden parçalaması için tüm kozlarını ellerine bırakıyordu ve bu defa Krystof’un sözlerini unutmaya niyeti yoktu. Yaşamıştı, hikâyenin sonunu biliyordu. Bu defa yabancı değildi ne belini sıkıca tutan ellere ne de dudakları üzerindeki dudaklara. Her şeyi biliyordu ve bu onda intihar ediyormuş hissi yaratıyordu. Yağmur tüm şiddetiyle üzerine üzerine gelirken ne yapması gerektiğini biliyordu. Ama yapamıyordu… Geri çekilemiyordu. Kendini onun okşayışlarına teslim ederken savaşamıyordu bile. Öpücükleri daha da derinlere inerken, zihninde bir ses yankılandı. Buna izin verme. Geri çekil. Hemen şimdi, geri çekilmelisin. Kalp kırıklarında yaşamaya doymadın mı? Çekildi. Ondan zoraki ayrıldı ve onun gözlerinde ızdırabı gördü. Bir adım geri atacaktı ki adam buna izin vermedi. Öpmedi kızı. Başını nazikçe kavradığı gibi göğsüne yasladı ve kendi çenesini kızın başının üzerine koydu. Adamın kolları onun boynunu sararken Krystelle tam bir teslimiyet içinde adamın belini kavradı bütün kuvvetiyle. Düşmekten korkuyor gibiydi sanki. Adam onu tutardı… Acaba? Kafasındaki soru işaretleri onu zayıf mı kılıyordu güçlü mü bunu bile bilmiyordu. Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. Onun kalp atışlarını fark etti o an. Tıpkı bundan birkaç hafta önceki gibi… Bu göğsün üzerinde uyuyakaldığı gece gibi. Dinledi kız dikkatini çakan şimşeklerden uzaklaştırarak. Doğa ana bile onları yağmurla cezalandırırken, onun kalp atışlarını dinledi. Ne kadar hızlı ve bağımsızdı. Yerinde duramıyordu adamın kalbi. Titriyordu adam. Soğuktan olduğunu düşündü ve gözlerini yumdu Krystelle. Sağ gözünden küçük bir damla süzüldü ve yağmura karışıp gitti. Derin bir nefes alarak kendini toplamaya çalıştı. Huzuru bulduğu kollar yanlıştı. Adam kendisi söylemişti bunu ona.

    Eliyle hafifçe onun sırtını okşarken çok ileride bir kahkaha duydu. Geldiklerini biliyordu. Birazda olabilecek sahne değildi korktuğu. Bu defa ikizi onu affetmezdi. Buna bilerek izin verdiği için onu suçlardı; yanında durmazdı. Adam bu kadar çabalarken onun emeklerinin hiç yere gitmesine izin veremezdi Krystelle. Son bir kez adamın kollarından kurtulup dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Hareketsiz bir biçimde. Hans bunun elveda öpücüğü olduğunu biliyordu. Çünkü genç kız adeta dokunuşlarıyla konuşuyordu adamla. Sarıldılar, bir kitap düştü yere… Kapandı bir pencere… Ayrıldılar. Adamın inatla kendisini tutmaya çalışan kollarını iteledi. Bu defa güçlüydü. Bu defa yenilmeyecekti. Çenesini yukarı kaldırarak başı dik bir biçimde baktı adama. Bu defa mağrurdu, mağdur değil. Adamın inatla ona hatırlattığı şey vardı aklında. O kırmızıysa, Krystelle yeşildi. O gökyüzüyse kız topraktı. O sonsuzluksa, Krystelle ölümdü. Farkları umursamayabilirdi Krystelle ancak benliğini unutacak değildi. Bir kere yapmıştı, ikincisi asla olmayacaktı. Gururunu hiçe sayıp hiçbir şey olmamış gibi davranmayacaktı. İntikamını alacak, bir Slytherin gibi çıkacaktı onun hayatından. Olması gereken şekilde. Bu yolu kendi seçmemişti ancak kaderine karşı çıkamazdı. Belli ki, kaderleri birbirlerine örülmemişti. Oysa ne kadar da doğru hissettiriyordu adamın dudakları. Sanki hemen burada her şey çözülecekmiş, tüm sorunlar hallolacakmış gibi. Böyle hissedenin yalnızca kendisi olamayacağını biliyordu adamın hüzünlü gözlerine bakarken. Kendisinin de aynı bakışa sahip olduğundan emindi. Kaşları istemsizce çatılıyordu zira. Su damlaları suratından süzülürken bir adım geri attı. Sesler git gide yaklaşıyor gibiydi. Kim bilir, belki de yalnızca zihni ona oyun oynuyordu. Yine de ateşle oynadığını biliyordu Krystelle ve bunu daha fazla sürdüremezdi. Yeterince yanmıştı. Dahasını istemiyordu. Bir adım daha geri attı. Dudaklarını araladı. “Bu hiçbir şeyi değiştirmez,” dedi tüm katılığıyla. Sesi o kadar alçak çıkmıştı ki adamın duyduğundan bile şüpheliydi ama duyduğunu onun bakışlarından anlamıştı. Stop me, say you wanna stop me. Say you wanna stop me now… But I’m leaving. Yüz kasları gerilirken arkasını döndü ve hızla yürümeye başladı arkasına bakmadan. Koşar adımlarla ilerliyordu ama gözlerinde yaş yoktu bu defa. Tamamlanmış hissediyordu kendisini. Adam bir şeyler dediyse de duymamıştı… Duyarsa gidemezdi. Yes I'm gonna leave, yes I'm gonna leave your life… If it's just 'sorry' I don’t want your sorry. I don’t want your sorry now. Göğsü hızla inip kalkarken okulun içine girdiğinde sırtını önüne çıkan ilk duvara dayadı ve gözlerini kapattı. Elini hafifçe kaldırıp dudağına götürdü. Onun sıcaklığı sanki oradaymış gibi. Gülümsedi hafifçe ve duruşunu düzeltip, yürümeye devam etti. Is too late you know. Wasted time. Say, do you wanna play for love? Say, you wanna know me. And try to let it out…

    #Şiir; Nazım Hikmet - Bir Ayrılış Hikayesi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1060
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: stay with me.   Ptsi Ağus. 26, 2013 2:31 pm



    =:
     

    Oğlanın dudakları kızınkilerle birleştiğinde hatırladı açlığını, özlemini. Dokunuşları altında kızın titreyen bedenini hissederken öpüşü ayrı bir hız kazanıyordu kız hiçbir tepki vermese bile. Oysa biliyordu; o da istiyordu bunu, onun da kalbi aynı saçma hızda atıyordu ve o da, aynı Hans gibi, yağmuru bilerek kendi oyununa bahane ediyordu. Dudakları adeta kızın dudaklarını okşarken beklediği karşılık geldi. Kız alt dudağını sertçe ısırırken acıyı hissedebiliyordu ancak bu bir zevk dalgası gibi yayıldı vücuduna ardından tadına baktı tekrar kızın sanki eski bir tatlıyı tekrar yer gibi. Ancak bir tabaktan fazlasını istediğini söyleyebilirdi yüzsüz bir misafir gibi. Krystelle için yüzsüz olacaksa olurdu. Zaten o an kendisine dair birçok şeyi arkada bırakmış gibiydi; gururu, egosu, bencilliği, istekleri, görüşleri... O an sadece oydu, hiçbir şekilde ellenmemiş sadece o olan o. Belki de yıllardır ilk kez tek başına ortaya çıkmış olan o.

    Elleri kızın vücudunda dolandı tüm hatları tekrar hatırlamak istercesine ki kızın ellerini de kendi bedeninde hissedebiliyordu. Öpüşmeleri çok daha hızlı ve kuvvetli bir hal almış her ikisi de nefes almakta zorlanmaya başlamışlardı. Hans aletinin sertleşmeye başladığını hissetti ve adımlarını yavaşlatmaya çalıştı. Oysa bu imkansızdı ancak unutmuyordu ki bu sadece bir öpücüktü. Belki o kadar basit değildi, belki çok daha fazla anlamlar yüklüydü ancak özünde yalnızca bir öpücüktü; daha fazlasını beklemiyordu kesinlikle. Ancak tüm bu şehvetin nedenini düşündü bir an aralarında oluşan ve güçlü bir büyü gibi bir arada tutan. Sevgi miydi? Gerçekten sevgi miydi bunu yapan? Hans'ın kıza karşı hissettiği her şeyin doğru anlatımı bu muydu, yoksa yanlızca heves miydi? Veya takıntı? Ulaşılmayana kavuşma tutkusu? Yanlış olanı yapma heyecanı? Neydi bunun adı? Peki ya kız, Krystelle, Krystelle Bartolomej, o da böyle hissediyor muydu? Kız dudaklarını ve vücudunu çekti peşin sıra ve gizleyemedi Hans gözlerindeki acıyı, içini saran hüzünü ve kafasındaki karışıklığı. Lakin duygularını gizleyemeyen tek kişi kendisi değildi. Kız bir adım geri atmak için çabaladığında kendisine çekti onu ve sıkıca sarıldı yalnızca. Belki bu yanlıştı, hatta devamı gelmeyecek bir hikaye için çok saçma bir sondu. Yine oradaydılar; pistin tam ortasında. Ne bir ay vardı yukarı da ne de bir güneş. Ne batıyorlardı bugün ne de doğuyorlardı. Kız da sarıldı oğlana asla bırakmayacak gibi, sanki her şey yoluna girmiş, birazdan bir kez daha öpüşüp evlerine gideceklermiş gibi. Sanki siyahla beyaz yokmuş ve her şey tamamen griymiş gibi. Oysa bu da başka bir masaldı ve aynı sonsuzluğa uzanan diğer tüm masallar gibi birazdan kesilecek, bir hikaye olarak kalacaktı. Oğlanın adı değişecek kızın elbisesi kabaracaktı. Fakat yine mutlu bir son olmayacaktı. Eğilip ıslak saçlarını kokladı, bu kokunun onun için ne kadar değerli olduğunu söylemeden, sırtındaki kendisini okşayan elleri nasıl özlediği belirtmeden ve kızın kendisine ihtiyaç duyduğunu hissederken kendisinin de aynı histe olduğunu düşünmeden, çünkü Hans ilk kez tüm her şeyden bağımsız gibiydi ve yıllardır ilk kez tek başına ortaya çıkan benliği artık korkmaya başlamıştı. "Bu hiçbir şeyi değiştirmez." dediğini duydu kızın, aynı şeyleri düşünüyorlardı. Haftalar önce kıza vermediği o şansı kendisi isteyecek değildi; yalnız ilk kez tuhaf bir fikir geldi aklına bir çok kez farklı açılardan aynı şeyi düşünmüş olsa da. Sadece onun için tabularını yıkabilir miydi? Kızın oraya ait oluşu, onu ne kadar oralı yapıyordu? Krystelle'ı tanımıyordu ancak onu düşündüğü anlar beraber geçirdikleri anlardan fazlaydı ama yine de, Gryffindor Ortak Salon'unda bile, onun hakkında kötü bir şey işitmemişti hatta Freja'yı bir kere dedikodu yaparken yakaladığında duyduğu şeyler kendisine dair kızgın laf atmalardı. Kızı sinirle tebrik edip söyledikleri için teşekkür etmişti. Freja'nın yakınında bir yere oturup ödev yapmaya başladığındaysa -biç pliz arada yapıyor öyle şeyler- kız neşesi kaçmış bir şekilde sessizliğe bürünmüştü. Şimdiyse Krystelle kollarını kendisinden çekmiş ve gitmek üzere arkasını dönmüştü. "Benim kal." diyebildi yalnızca, ama dudaklarından bir fısıltı gibi çıkan o sözcük gökyüzüne doğru süzülüp masallarındaki satıra yazıldı ve arkasında yalnızca ıslak bir Hans bıraktı.


    =:
     




::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik


En son Hans Finn Landers tarafından Ptsi Ağus. 26, 2013 7:12 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Hans Finn Landers
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
Gryffindor VII | Şeytan'ın Piçi | Quidditch Takım Kaptanı
avatar

Lakap : HANSEY!
Rp Sevgilisi : Daenerys K. F. Landers; BETTER THAN YOURS.
Mesaj Sayısı : 1060
Kayıt tarihi : 06/11/11

Özel
Rp Puanı:
97/100  (97/100)

MesajKonu: Geri: stay with me.   Ptsi Ağus. 26, 2013 2:53 pm


Hans bakışlarını gökyüzüne kaldırdığında "Hadi ama.." dercesine gözlerini kıstı yüzünü de buruşturarak çünkü Gryffindor Kulesinin penceresinde, bahçede yanlız olmadıklarını gösterircesine kendisine sırıtan biri vardı: The Rus Kızı...



. F  I  N  .
but to be continue...


::
 


THIS IS WHAT LIFE'S ABOUT!:
 

    MY TWIN:
     

anyways:
 

#benençokjackegülüyorum
#çünküjackçokkomik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
stay with me.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: H O G W A R T S :: Okul Arazisi :: Okul Bahçesi-
Buraya geçin: