Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Morgana.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Morgana

avatar

Lakap : onun lakabı Morgana zaten.
Rp Sevgilisi : Mudill'e rezerve.
Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 14/01/14

Özel
Rp Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Morgana.   Salı Ocak 14, 2014 5:20 am

Ben hasta bir kadınım. Zaman kavramının yitip gittiği bir karanlığın içerisine hapsolmuş bedenimi yıllara karşı güçlü bir çınar gibi devrilmeden tutan, ama geçen her yüzyıl ile beraber ruhumun çürümesine tanık olan bir kadınım. Eski, ölümlü hayatımdan izleri hala daha barındırdığım kalbimin gittikçe yalnızlaştığını hissederek delirmeme o kadar az kaldı ki. Ne Boldizsár, ne Marcus, ne de başka birisi. Hiç kimse yalnızlığımı gerçekten paylaşamıyor. Sanırım devirdiğim altı yüz küsur yıldan sonra bende devrilmek üzereyim. Çaresizliğim tek dostum. Deliriyorum. Ben hasta bir kadınım. Yalnız, çaresiz ve umutsuz...

Defterini kapatarak tozlu rafların arasına sıkıştırdı. Yüzlerce günlükten sadece birisiydi biraz önce kaldırdığı deri kaplı defter. Her birinde anıları, düşünceleri, eskizleri vardı.Kısacası Eszter'in tüm hayatı bu raflardaydı. Vlad onun bu özelliğini hiç onaylamasa da yaşlı kadının unutmak istemediği zamanları yazmaya ihtiyacı vardı. Resimleri bile bazen hiç bir şeyi anlatamıyordu. Aslında çok şey anlatmasına rağmen hiç bir şey anlatamayan resimler... Simsiyah arka fon, birbiri içine geçmiş mat renkler gibi kaostu yaşamı. Bir ölünün yaşamı başka nasıl olabilirdi ki?

Sessizce rafları geçti ve merdivenlerden yukarıya çıktı. Kimse yoktu. Cressida muhtemelen avlanmaya çıkmıştı. Wonderland'i saran derin sessizlik sadece dışarıdan gelen rüzgarın sesi ile zaman zaman sekteye uğruyordu. Tahta pencereleri döven sert rüzgar ve hafiften atan iri yağmur taneleri zaten yeterince kasvetli olan ruh halini iyice çıkmaza sokmuştu. Bir kaç saat sonraki toplantıya katılmama gibi bir şansı olsa tabutunda yatarak bir sonraki gecenin gelişini beklerdi. Ama Joseph'in acil çağrısını alır almaz oraya gitmesi gerektiğini anlamıştı. Onunla bire bir konuşmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki onu bu sefer görüşünde nasıl bir tepki vermesi gerektiğini bilmiyordu. Eskisi gibi dizlerinin bağı mı çözülecekti? Yoksa içini tamamen kaplayan nefrete dönüşmüş korkuları mı açığa çıkacaktı? Ona karşı zaaflarını inkar edecek kadar salak değildi. Ama bu zaafları ona hiç bir zaman bir adım bile yaklaştırmamıştı Joseph'i. Tam tersi ona kendini her yakın hissedişinde yanında başka ucuz ruhu görüyordu. Hangi kadının canını yakmaz ki bu? Ne kadar karanlığın içinde olursa olsun sevdiği adamın ona değil başkalarını beğenmesi, onlara güzel duygular beslemesi canını yakıyordu. Joseph'in kişiliği hiç bir zaman saf aşk temsil etmeyecekti. Yine de kalbinin verebileceği maksimum sevgiyi başkaları ile paylaşmak istemiyordu.

Daha genç bir çocukken bile kötülüğün bir numaralı neferi olmaya ant içmişti. O karanlık gecede korku dolu gözlerle Eszter'in açlıktan kavrulan gözlerinin içine bakarken bağlanmışlardı birbirlerine. Yaşlı kadının damarlarında hala daha onun kanı dolaşıyordu. Ama diğer kurbanlarına olan bağı gibi değil, başka bir bağ ile bağlanmıştı genç adama. Yıllar sonra başı sıkıştığında ona yardıma koşmuştu hiç düşünmeden. Bakanlığa yapılacak gece baskınına katılmasının tek sebebi genç Chesnokov'un başını dertten kurtarmak içindi. Yoksa Eszter hiç bir zaman kendisine bir taraf seçecek kadar kesin görüşlü birisi olmamıştı. O çıkarları için yaşamayı öğrenmiş birisiydi. Ama Joseph'in yardım çağrısını geri çeviremezdi. İkisi de yaşamlarını birbirlerine borçlulardı. Kullanılmışlık hissi baskın gelmeye çalışsa da kendisini bir anda safların en önünde genç adamın tam yanında bulmuştu. Eszter'in diğerleri gibi o korkutucu maskeye ihtiyacı yoktu. Kimliğini açık etmemek için uğraşması ya da saklanması gerekmezdi. Zaten yüzünü gören çoğu kişi onun o akşamki menüsü olmaya adaydı. Büyük baskın gerçekleşmiş ve bakanlıkta büyük bir hasar oluşmuştu. Kan, vahşet, ölüm ve travmalar... Hepsi yeni yüzyılın savaşı gibiydi. Bir erkek gibi dövüşmüştü hepsi. Ama Eszter'in içindeki kadınsı yön baskın gelmek için vakit kolluyordu. Her şey bittikten saatler sonra yalnız kalabilmişlerdi. İlk başta tek amacı kendisine dikkat etmesini söylemekti. Ama sonra dudaklarından istemsizce dökülen kelimeler onları çıkmaz bir yola sürükleyecekti. "Sen beni kullandın mı?"

Ne kadar çocukça, ne kadar da aptal kelimelerden oluşmuş bir cümleydi o. Tutamamıştı kendisini ve dökülüvermişti dudaklarından. Bunu sorarken bile içinden bir ses yalanlamasını istemişti. Çünkü doğrulamasını kaldırabileceğinden emin değildi. Her ne kadar güçlü bir karakteri olsa da onun tarafından kullanılmış olduğu fikri büyük bir yıkıma neden olurdu. Neyse ki Joseph'te onu gerçekten istediği için çağırmıştı. En azından karşısındaki yakışıklı ilah bunu söylemişti. Kadının içindeki dürtüler ise saçma bir şekilde üstelemesini söylüyordu. Gereksiz, bir o kadar da kadınca bir iç güdü. Joseph her ne kadar onu kullanmadığını iddia etse de Eszter yılların biriktirdiği alınganlıklarının hepsini kusmaya başlamıştı. Ama sertlikten uzak geçen ufak tartışmaları kısa ama etkili bir öpücük ile kesilmişti birden. Hiç beklemediği bir anda, bağlılıklarının adı bile olamayan biri tarafından gelen bu davranışı geri çevirememiş olmasına mı yoksa içten içe bunu istemesine mi şaşırması gerektiğini bilmiyordu. Yaşayan bir kadın olsaydı böylesine soğuk, mesafeli ve sert bir adamın bu davranışı karşısında kalbi deli gibi atmaya başlardı. Heyecanlanması için neyse ki atan bir kalbe ihtiyacı yoktu. Öldüğü günden beri ilk kez bu kadar büyük bir heyecan dalgası kaplamıştı içini. Bu onların paylaştıkları ilk özel an olmasa da en kalıcısıydı. Genç adamın sıcak dudakları onun soğuk kırmızı dudaklarından ayrıldığında bedenlerinin uzaklaşamaması istemsiz miydi? Yoksa kopmaya hazır olmadıkları için mi? Kadının bakışları adamın gözlerinden boynuna kaydığından bembeyaz tenin altından atan şah damarı fark etmişti. Öyle hızlı kan pompalıyordu ki bir anda dişlerinin her zamankinden daha da uzun bir hale gelmesine engel olamamıştı. Her ne kadar Joseph'in kanına hasret kalsa da onu bunu bir kez daha yapamayacağını biliyordu. Ama belki küçük bir tadımlık? Kızaran dudaklarından taşan köpek dişleri adamın teninden içeriye girmek için can atıyordu. Beyni bir yandan sadece karşı konulamaz kan açlığını bir yandan da karşısındaki adamın çekiciliğini düşünüyordu. Onun nefesi yoktu belki, Joseph'inkini burnunun üzerinde hissedebiliyordu. Gözlerini kapatarak sadece havayı kokladı. Uzun süredir hiç bu kadar bariz bir epinefrin kokusu almamıştı. Duyu organları gelişmiş birisi için yeterince davetkar sayılabilecek şeyler üst üste o kadar delmişti ki kendini daha fazla tutabileceğini zannetmiyordu. Bir anda içindeki tüm kaybetme korkusu yok olmuş ve yerini sadece arzuya bırakmıştı. Neredeyse çene hizasına geldiği adama bu kez kendisi yaklaşarak elleriyle başını kavradı. Kısa kahverengi saçlarının dipleri hafiften terlemişti. İnsanlığın verdiği küçük ve güzel nüansları hissetmek hoşuna gitmişti kadını. Yavaşça adamın aralanmış dudaklarına yaklaştı. Dişleri adamın hassas dudaklarına değer değmez küçük bir çizik oluşturmuştu. Akan bir kaç damla kanın sıcaklığı  bile en aristokrat İngiliz'in kanına bedeldi. İstemsizce gözleri kapandı ve bir yudumluk bile sayılamayacak kanın verdiği mutlulukla ağzından ufak bir inilti çıktı. Belki de on yıldır bunu yapmamıştı. Ama hiç bir zaman böylesine tatlı bir tadı unutmamıştı, unutmayacaktı.

Lord'u adam gibi son görüşü bu olaydı. Ondan sonraki her görüşmelerinde kalabalık bir grup ve havada uçuşan direktifler ile geçmişti. Başka birisi olsa hiç durmadan bir kaç kişinin zavallı başını bedeninden ayırabilirdi. Ama sırf Lord'a olan saygısından, belki birazda zaaflarından dolayı bunu yapmıyordu. Yapamazdı. Joseph'in güçlü bir büyücü olmasından dolayı değil, ona yakışacak tek ölümün ölümsüzlüğe açılan kapıdan önceki ölüm olduğunu düşündüğündendi. Belki bir gün, gerçekten Eszter'i sevebileceği bir an gelirse sonsuz dek beraber yaşamayı teklif edebilirdi ona.

Üzerine aldığı ince ceketi ile sokağa çıktığında hava tamamen kararmıştı. Hızla geçtiği Knockturn yolundan ama caddeye çıktığında Hidden Tribal'e gelene kadar derin düşüncelere dalarak yürüdü. Cisimlenmek gibi bir lüksü olmadığından genelde etkisi altına aldığı cadı ya da büyücüleri kullanarak seyahat ederdi. Ama bu durumdan başka birisine söz edemeyeceğinden kendi imkanları ile toplantı yerine ulaşmıştı. Karanlık şatonun içerisine adım attığında saçları hafifçe yağan yağmur yüzünden biraz nemlenmişti. Karşısındaki devasa aynada kendisine biraz çeki düzen vermesi gerekiyordu. Ne de olsa Joseph'in karşısına süklüm püklüm çıkamazdı. Göz kaleminin fazla akan kısımlarını elleriyle sildi ve saçını havalandırarak yapışık görünümden kurtardı. Toplantı salonu her zamanki gibi kasvetli ve cehennem gibi sıcaktı. İçerideki herkesi tanımasına rağmen sadece Luciana ve Bartemius'a başıyla selam verdi. Üçü de gülümsememiş sadece başlarını sallamışlardı. Dövmeli kadının bir sebepten dolayı endişeli olduğunu fark etmemek için kör olmak gerekirdi. Aynı şey Bartemius'un gözlerinde de vardı. Joseph'in başına bir şey gelmiş olma ihtimali geliyordu aklına. Çıldırabilirdi. Bir sürü kötü senaryo arasından ölümlü olanı seçmişti Eszter. Hemen masanın en sonunda, gölgelerin arasına saklanarak çöktü sandalyeye. Gözleri kan çanağına dönmek üzereydi. Ölüm korkutucu bir son olurdu Lord için. Ama tam o sırada arkasından gelen ayak sesleriyle kafasını açılan kapıya çevirdi. Kısa, kahverengi saçları ve yemyeşil gözleri ile neredeyse Eszter kadar beyaz tenli bir adam girdi. Kadın anlık bir refleks ile sandalyenin yanlarına geçirmişti tırnaklarını. Kafasını aşağıya eğip gözünden neredeyse akmakta olan yaşı hızlı bir hamlede yok etti. Lord masanın Eszter'den en uzakta olan yerine, Luciana ve Bartemius'un yanına geçtiğinde Eszter sandalyeye geçirdiği tırnaklarını gevşeterek rahatlamaya çalıştı. Ellerini kavuşturarak masanın üzerine çıkarttı ve adamın dediği şeyleri dinlemeye başladı.

Gözlerindeki yorgunluk sanki Bartemius ve Luciana'nın gözlerindeki korku ve bıkkınlığın destekçisi gibiydi. Biraz zayıflamıştı. Kalp atışları her zamankinden düzensiz bir hal almıştı. Eszter'in fark ettiği değişimler hiçte hayra alamet değildi. Sağlığının ciddi manada bozulmuş olması biraz önce bahsettiği ara vermenin nedeni olmalıydı. Ama ara vermesine rağmen hala daha ideallerinin peşinden koşmaya, amacını gerçekleştirmek için adımlar atmaya devam edecekti. İnce, solgun dudaklarından dökülen her bir cümle Eszter'in kalbini paramparça ediyordu. Yardım edemiyor oluşu çaresizliğini daha da arttırırken aşık olduğu adamın eriyip gidişini görmek kahrediyordu kadını. "Ben hastayım, belki birazdan size anlatacaklarım geçici değil sürekli bir faaliyet olarak kalabilir. Hatta aranızdan bile ayrılmamla sonuçlanabilir." Kısa bir inleme çıktı dudaklarının arasından. Aralarındaki bağı kimse bilmediği için şanslı sayılırdı. Çünkü iniltiyi fark eden ona çevrilmiş bir kaç meraklı göz Eszter'in karanlık içerisindeki korkutucu bakışları ile yön değiştirmişti. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmez halde sandalyenin yanlarına tırnaklarını yeniden geçirmeye başlamıştır. Joseph yetkilerini Bartemius'a devredeceğini söylediğinde yanında duran adama bakmaya başladı. Onu her zaman sevmişti. Joseph ile aralarındaki kardeşlik bağlarını da biraz biliyordu. Ama yetkilerin çoğuna sahip olduğunda olacaklar konusunda şüpheleri vardı. Eszter'in tarafına olan bağlılığının tek sebebi Joseph'ti ve onun gidişi ile Bartemius'a sadık olabileceğine pek inanmıyordu. Amacını kaybetmiş bir şekilde ortada kalmıştı kadın. Büyük bir bilinmezlik ve belki de trajik bir ölüm ile sonsuz yaşamı sarsılabilirdi.

Lordun konuşmalarını dinlerken aklında bin bir türlü düşünce dolaşmaya başlamıştı. Sadece ona bakıyor ve adamında kendisine bakmasını istiyordu. Ama o salondaki tek vampir olan Eszter adamın umurunda değildi. O yanında oturan Thalia denilen zavallı ruha bakmakla ve elini onun çenesine koymakla meşguldü. Yakışıklı adamın gülücüğünü hak eden Thalia denen o kadın değildi, olmamalıydı. Ama adam için yaşlı vampir görünmezdi. Sadece gücünün önemi olan ve diğer vampirler ile bağı kuvvetlendirebilecek öylesine bir kadındı. En azından Eszter öyle hissediyordu. Güçsüz düşmüş adam elindeki sigarası ve sakin adımları ile salondan çıktığında arkasından koşmak istedi. Ama Bartemius'un diyecek şeyleri vardı. Yere diktiği gözleri tekrar kan çanağına dönmüştü. Önüne düşen kuzgun karası saçları neyse ki karanlıkta kalan yüzünü iyice kapatıyordu. Neredeyse Joseph kadar uzun konuşan Bartemius'un konuşmasından tek hatırlayabildiği ses tonundaki heyecan ve kararlılıktı. Konuşması bittiğinde ayağa kalkarak kapıya yöneldi adam. Toplantının bittiğini her zaman Joseph'in bu hareketinden anlarlardı. Ama bu sefer karanlık toplantıyı Barty sonlandırmıştı. Herkes fısıldamalar ve farkında olmadan salgıladıkları adrenalinin ekşi kokusu ile salondan çıkmaya başlamıştı. Eszter karanlıktaki sandalyesinden kalkarak kalabalığın arasında karıştı.

Bahçeye indiklerinde yağmur sağanağa dönüşmüştü. Islanmamak için tüm cadı ve büyücüler cisimleniyordu. Luciana yanına gelerek Eszter'in koluna girdi. "Yolun uzun, istiyorsan bırakabilirim Eszter?" dedi.Ama siyahlar içerisindeki kadının yürümeye ihtiyacı vardı. Başını sadece hayır şeklinde sallayarak çarpık bir gülümseme oturttu suratına. Luciana ısrar etmedi ve kadının kolundan çıkarak birden gözden kayboldu. Eszter yağmura adım attığında hala daha içerisinde Joseph'in çıkıp geleceği umudu vardı. Bir anda onu kolundan tutarak kendisine çekip uzun zaman önce ona yaşattığı o güzel duyguyu bir kez daha yaşatmasını istiyordu. Ama yavaş adımları bahçe sınırına geldiğinden bile yaklaşan hiç kimse yoktu. Sol gözünün pınarından bir damla kan süzülerek yanağından bluzuna damladı. Yanağında bıraktığı leke yağmur damlaları ile yayılıyordu. Siyah makyajı iyice dağılmış ve saçları yüzüne yapışmıştı. Yıldırım ve şimşek sesleri her şeyi bulanıklaştırmaya başlamıştı. Bahçeyi geride bıraktıktan sonra  artık daha fazla ayakta kalamayacağını anladı ve dizlerinin üzerine yığıldı. Ellerini ıslak pantolonuna dayadığında gözlerinden akan kanlar önündeki su dolu çukurcuğu kırmızıya boyamıştı. Canı yansa da ağzından bir kelime bile çıkmıyordu. Zaten ne diyebilirdi ki? Cüret ettiği şeyin kabahati büyüktü. Sıradan birisine duyulan bir aşk olsa çekinmeden çığlık çığlığa ağlayabilir ve içindeki tüm nefreti kusabilirdi. Ama Chesnokov'a olan aşkını kimsenin bilmemesi gerektiği için toprağa bile itiraf edemiyordu. Oysa ki yüzyıllar sonra ilk kez sevebilmişti. Ama yine sevmemesi gereken birini...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Smoke

avatar

Mesaj Sayısı : 9
Kayıt tarihi : 14/01/14

MesajKonu: Geri: Morgana.   Salı Ocak 14, 2014 5:52 am

Puanınız: 100





# Betimleme: 30/30
# Akıcılık: 10/10
# Yazım Kurallarına Uyum: 10/10
# Sayfa Düzeni: 10/10
# Renklendirme: 5/5
# Kurgu: 25/25
# Uzunluk: 10/10

İyi rol oyunları!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Morgana.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Düşünseli :: Role Play Geçmişi-
Buraya geçin: