Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Carmen Green.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Carmen Green



Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 21/01/14

Özel
Rp Puanı:
92/100  (92/100)

MesajKonu: Carmen Green.   Çarş. Ocak 22, 2014 1:09 pm


    Pek şatafatlı Wane Malikanesinin giriş katında öylece oturup, evin büyüklerinin onları hoş(!) bir şekilde karşılamasından sonra planlarını uygulamak için son adımları tekrar ediyorlardı. Muazzam derecede büyük olan bu kat, birçok büyücünün esin kaynağı olabileceği bir tasarımla donatılmıştı; evin içinde pusu kurmuş Ölüm yiyenlerin aksine gerçekten aydınlık bir havası vardı, buranın. Bir yıl içinde 'kardeşi' mevkisine gelebilecek kadar sevdiği arkadaşı yanında, elini tutuyordu güç vermek istercesine; ne de olsa burayı, ailesini, son kez görecekti. Ancak içinde küçük bir burukluk dahi yoktu, aksine burayı son kez göreceğinden dolayı fazlasıyla memnundu, küçük kız. Nasıl olduysa biyolojik annesi onun adına bir hesap açma konusunda ikna olmuştu; Gringoots'a derhal gitmesi de onları gerçekten karşı konulmaz derecede şaşırtmıştı. Aslında bu bir ikinci plandı ancak, daha çok paranın kime zararı olurdu ki? Geldiklerinde ilk önce etrafı kurcalamışlar ancak dikkat çekmemek için ikinci planı uygulamaya koymaya karar vermişlerdi. Annesinin onun adına bir hesap açması daha ne kadar sürecekti bilinmez, küçük kız artık burada kök salacağını düşünerek arkadaşının kolunu sarstı ve her zamanki kurnaz bakışından fırlattı. "Ben sıkıldım; biraz eğlensek?" Devonne'nin hayır deme gibi bir şansı yoktu, bu bakışlarının altında. Kafasıyla onayladı küçük kız, Hanna'yı, bunun üzerine şen şakrak bir gülümseme aldı, masum kedi yavru bakışlarının yerini. Küçük cadı, arkadaşını daha yerinden kalkamadan bir kez daha sarsıp muzip bir gülümsemeyle koşmaya başladı giriş katında, sesini alabildiğine yükselterek, "Beni yakalayamazsın!" diye bağırmaya başladı. Küçük kız, bağırarak koridorun bitişiğindeki merdivenlere doğru koşarken tiz sesi yankılanıyor ancak ailesinin konakladığı salona kadar gelmiyordu. Bir an için arkasına baktığında Devonne'nin çoktan onun yanına gelmiş olduğunu fark etti; hızına karşı koyamadan zindanlara giden merdivenleri inmeye başladı tiz kahkahaları arasında. Ailesinin buraya girmesini yasakladığı zindana indiğinden bihaberdi o anda. Devonne bütün çabalarına rağmen aniden yakaladı onu omuzlarından, dudaklarını büzerek üzülmüş numarası yaptı ve sanki hiç sarılmamış gibi sarıldı arkadaşına, yeniden. Çoğu zaman sarılırdı zaten ona, bütün gücünü ondan aldığını düşünüyordu küçük kız. İyilik meleği gibi biriydi Devon, Hanna'nın küçük, iyilik meleği. Birbiri ardına süregelen kahkahalarının arasına karışan tiz çığlık sesi, atan kalbinin pompalanmasını tüm uzvunda hissetmesini sağladı küçük kızın, neredeyse çığlık atacaktı ki, dudağını son anda birbirine kenetledi. Nefesini hızlı hızlı verirken yavaşça bir düzene koymayı umuyordu ancak nafile, duyduğu ses çok yakınından gelmişti ve bulundukları yerin ürkütücülüğü korkusunu körüklüyordu, Hanna'nın. Mırıldanmaya yakın, tınılı bir ses tonuyla "Neler oluyor?" dedi, sesinin bu kadar bile çıktığına inanamıyordu. Kalp atışları ritmik bir düzene girmişken, Devonne'nin elini sıkıca kavrayarak emin adımlarla ilerledi, küçük kız. Birkaç adımı da yüksek çaba sarf ederek soğukkanlı bir şekilde ilerledikten sonra, paslanmış dikey demirlerin arasında küçük, çelimsiz kıza bakarken buldu kendini. Solgun, beyaz tenini kaplayan kan kırmızısı sıvının, onun damarlarından aktığını anladı. Midesi alt üst oldu sanki; güçsüz kolları zindanın rutubetli duvarlarındaki paslı zincirlere bağlanmış, önüne düşen paçavraya benzeyen saçlarının altından kafası yorgun bir halde öne doğru eğiliyordu, küçük kızın. Gördüğü şey, canından bir parça kopardı sanki. Gözleri birinin idam edilmesini izliyormuş gibi endişeyle açıldı; bütün bedeninden aşağı kaynar sular dökülüyormuş gibi oldu. Karşısındaki görüntüyü idrak edebilmek için bütün gücünü sarf ederek yutkundu. Patlarcasına açılan gözlerinden bir damla düştü. Aciz bir şekilde öylece donakaldı; Devonne onun kolundan sıkıca kavradığında çevirebildi, ağlayan gözlerini. Hafifçe kırmızılaşmış burnunu çekti nefes alırken, nefesi daraldığından bütün organlarını işleve sokmaya çalışıyordu genç kız, nefes almaya çalışırken. Ancak zordu. 11 yaşındaki bir kızın görebileceği türden bir şey değildi bu; aslında hangi yaşta olursa olsun etkilenebilecek bir şey görmüştü küçük kız, ölmeye yüz tutmuş bir yığın et parçası duruyordu karşında. Gözlerinin altında hafif bir şişkinlik vardı arkadaşının, belli ki ağlamıştı ancak kimse görmede silmeyi tercih etmişti inci tanesi gibi dökülen göz yaşlarını. Göz pınarlarının etrafında çıkan kırmızı damarlar onu ele veriyordu ancak. Sakinliğini korumaya çalışır gibi, kararlı bir ses tonuyla, ''Onu kurtarabiliriz," dedi. Göz torbalarından zor gözüken bakır rengi gözleriyle, şaşkınlıkla süzdü onu küçük kız. Nasıl kurtarabilirlerdi ki onu? Yani, nasıl? Devonne asasını günlük kıyafet benzeri cübbesinin içinden çıkarırken elinin titrediğini fark etti küçük kız, ona destek vermek istercesine bileğinden tuttu ve asasını havaya kaldırmasına yardım etti. Arkadaşının ne yapacağını bilmiyordu fakat yapacağı neyse, bunu asası ile yapacağından emindi küçük kız. Ne olduğunu anlamadığı iki kelime fısıldadı Devonne, şüphe içerisinde asanın ucundan çıkması beklenen şeyi izlenim altına almışken, aniden çıkan yüksek bir ses ile irkilerek geri çekildi ve dumanların arasından küçük öksürükler eşliğinde çıktı. Kardeşinin aklına gelen şeyi şimdi anlamıştı. Devonne, Bombarda büyüsü ile zincirleri patlatıp, hasara uğratacak ve onu kurtaracaktı. Zindanın paslanmış metallerinin birbirine çarparken çıkardığı sesten ötürü parmaklığın kırılmış olduğunu anladı. Ancak bu zindanın çıkış yeri yoktu ki. Ya da, var mıydı? Beynini kurcalamaya başlarken bir patlama sesi daha duydu küçük kız, gözlerini sıktı ve bu büyüyü yapanın Devonne olmasını diledi içinden, iki saniyede olabildiğince fazla. Eğer babası buraya geldiyse, sonları çok yakın olacaktı iki küçük kızın.
  • Yoğun duman ve pas kokusu boğazını yakıyordu, küçük kızın. Ancak boğazına yapışan tozları öksürerek çıkaramazdı; zindan en küçük sesin bile yankısını yapıyordu çünkü. Toz zerrecikleri zindanın tavanındaki küçük pencereden gelen güneş ışığı altında dönüp duruyor ve kirli zemine yayvan bir biçimde iniyordu. Şaşkınlık ve korku içerisinde açılan kocaman gözlerinden bir damla daha döküldü; hayatının sonuna gelmiş gibi hissediyordu. Kalbi sıkışacak gibiydi, atmaya çalışıyor ancak sıkıştığı yerde durmaktan başka bir işte yaramıyordu. Zindanda kalbinin sesi yankılanacaktı neredeyse. Kötü hissediyordu. "Şimdi ne yapacağız?” Devonne'nin fısıldayan sesi zindanda yankı yapamayacak kadar alçak ve inceydi; küçük kız sesi işittikten sonra kolunda hissettiği terli el ile ürktü ve bütün tozları içine çekecek kadar güçlü ve sessiz bir nefes çekip, durdurmaya çalıştı. Ancak bu el, minikti, küçük kızın kolunu bile saramayacak kadar minik. Devonne'nin eliydi bu. Tanrı'ya şükranlarını iletti: Gözlerini kapatıp, yukarı doğru çevirirken başını. O sırada Devonne'nin minik olmasına tezat, güçlü elleri, küçük kızın kolundan çekti olduğu yerden daha karanlık bir kuytuya. Neden saklandıklarını babasını karşında görene kadar anlamamıştı küçük kız."Baba?" Sesi oldukça cılız ve ince çıkmıştı; yuttuğu tozlar onun hırıltılı konuşmasına sebep oluyordu. Ne yapacağını bilemedi ve bir anda babasının kollarına atlayıverdi. Devonne'nin şaşkın bakışlarını görmese de hissedebiliyordu küçük kız. Bunu niye yaptığını bilmiyordu: Belki affederdi? Neyi affedecekti ki, masum bir kızı kurtarma planlarını mı; yoksa iyi bir insan olarak yetişmelerini mi? Ancak hiç beklemediği bir şekilde babası da sarılmasına karşılık verdi; büyükçe kırışık elleriyle küçük kızın sırtını okşayarak sarıldı ve teselliye benzer birkaç cümleyle aralandı buruşuk dudakları. Çoğu sözü anlayamadı ancak iyiydi sanki, ya da karanlık. Ne olduğunu; ne yapması gerektiğini; ne duyduğunu kestiremiyordu küçük kız. Beyni bir şeyi algılamıyordu sanki. Gerçek dünyaya dönmeliydi bir an evvel. Babasının kollarından ayrılması ile sinirli mizacının yüzüne yayılması bir oldu. Küçük kız telaşlı bir adımla geri çekildi ve Devonne'nin yanına sindi. Önlerinde işkence çektiği bariz olan kız, masum masum etrafına bakıyordu. Neredeyse bayılacak gibiydi olduğu yerde. Babası yüzündeki ifadeyi değiştirmeden yavaş ve kibar bir şekilde eğilip, asayı aldı ve şizofren gibi etrafına bakınan kızın suratının önüne doğru dik bir şekilde tuttu. "Bir Wane'e asa kaldırmak, ha?! Kim olduğunu zannediyorsun, çocuk? Çektiğin işkenceler yetmedi mi? Marianne, çocukları buradan götür. Hemen!" Babasının dudaklarının arasından çıkan ürkütücü sözlerin üzerine donup kaldı küçük kız. Mrs. Wane, iki küçük kızı gerisin geri zindandan yukarı doğru itelerken Hannah son bir kez arkasını dönüp baktı. Babasının sesi zindanda yankılanırken, o görüntüyü aklından asla çıkaramayacağını anladı. Küçük kızın suratının önünde duran asayı becerikli bir şekilde kavrayıp, çevirirken, zindanı dolduran net ses, ömrü boyunca bir daha duymak istemeyeceği bir lanetti. "Crucio!" Küçük kızın cılız bedeni acıya katlanamayarak soğuk zemine düştü ve olduğu yerde kıvranmaya başladı. Hannah Wane, hıçkırarak merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Parthenia

avatar

Mesaj Sayısı : 52
Kayıt tarihi : 09/05/13

MesajKonu: Geri: Carmen Green.   Çarş. Ocak 22, 2014 10:23 pm

Puanınız: 92





# Betimleme: 26/30
# Akıcılık: 10/10
# Yazım Kurallarına Uyum: 10/10
# Sayfa Düzeni: 8/10
# Renklendirme: 4/5
# Kurgu: 23/25
# Uzunluk: 10/10

İyi rol oyunları!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Carmen Green.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Düşünseli :: Role Play Geçmişi-
Buraya geçin: