Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ALBATROS ALTON

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Barcus Monarojnaki Rox

avatar

Lakap : Shadow
Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 22/01/14

Özel
Rp Puanı:
89/100  (89/100)

MesajKonu: ALBATROS ALTON   Çarş. Ocak 22, 2014 3:50 pm








Hayatta neyde zorlandıysa hep yalanlardan zorlanmıştı. Hatta on dakika önce kendisine yalan söyleyen bir kızı seve seve terk etmişti. Her insan onun gözünde yalancı olabilirdi. Ama bu yalancılıklarını anlaması için onlara oyun oynamak zorundaydı. Lafları evirip çevirip doğru cümleleri kullanabiliyordu. Sadece bir yanlış cevap onun için o kişinin tam bir yalancı olabileceğini gösteriyordu. Daha demin de o kız onun sınavından kalmıştı. İşin tuhaf kısmı o kız ondan hallice daha güzeldi. Mavi gözlü, sarı saçlı, oturmayı kalkmayı en seksi hale getirebilmiş ve giyinişleriyle modayı olduğunuz mekana getirebiliyordu. Ama bu onu yalancılıktan kurtaramıyordu. Nasıl olduysa ağlamıştı ve bu gerçekten umrunda değildi. Çünkü ne kadar ağlarsa ağlasın güzeldi ve diğer erkekleri kendisine rahatlıkla çekebilirdi. Yalan söylemeyen bir kız bulabilseydi düşünmekten bile üşenmesini sağlayan evliliği o zaman düşünebilirdi. "Hayat adil değil. Lanet olsun. Lanet olsun.." diye bağırmaya başlamıştı ama kesinlikle adil olmayı onlar engelliyordu. Düşüncesi gayet normaldi ve kıza da düşünmeden söyledi bunu ve kalktı gitti. "Sen adaletli değilken başkasının adaletli olmasını nasıl beklersin?!" demişti. 


Sokakta sinirini atması için yürürken bir köprü dikkatini çekti. Fakat hava da ki sisten dolayı net değildi. Daha önce de bir kez olsa bile bu yoldan geçmişti ama farkedememişti. Eski gibi duruyordu. Yanına gitme isteği onu durduramadı ve oraya doğru yürümeye başladı. O yöne doğru gitmeye çalıştığındaysa rüzgar yanına çok sert bir şekilde vurmuştu. Sol gözü şimdi göremiyor gibiydi ama inadını hiçbir şey azaltamazdı. İnat ettiyse yapardı ve daha kötüsü kendisini yapması gerektiğine inanırdı. Bu huyunu o da sevmiyordu ama yapılacak bir şey yoktu. Genler bir defa dnalarına karışmıştı bile. O köprü yakından daha eski gibi duruyordu. Her yaklaştığında daha eskimiş hale geliyordu. Sis dağılmaya başladığında gözüne inanamamıştı. Köprünün devamı yoktu. Daha önce neden dikkatini çekmediğini şuan anlamıştı. Devamı olmayan ve ilgisini çekmeyen bir köprü neden aklında kalabilsinki? Ama şuan ona çok ilginç olduğu için dayanamayıp dokunmaya çalıştı. Köprü tahtadan yapılmıştı. Çok güzeldi. Eski zamanların işçiliğini dokunduğunda anlaşılabiliyordu. Daha arka yüzeylere dokunmaya başladığında girintileri ve çıkıntıları vardı. Bunlara daha fazla üstünden defalarca geçerek dokunduğunda bir şeylerin yazılı olabileceği fikri gelmişti. Kendisi de haklıydı. Yazılmış olan şey tahminince yapılış senenin tarihiydi 1971. Bu tarihi köprünün yarısı bile olsa burada kalması çok hoştu. Tarih ne kadar sıkıcı olsa da büyülü geçmişlerini kabul etmeliydi. Londra'nın tarihi gayet iyiydi hemde. Bu ona yeterdi. Tarihine bakarken bir çıkıntıyı fark etti hemen altında. Pek sevmezdi böyle alengirli yerleri karıştırmayı ama yapılacak bir şey yoktu. Merak insana "Yapmayacağıma yemin ederim" dediği şeyleri bile yaptırabiliyordu. Bu onu ne kadar tedirgin etsede dayanamadı ve sallanan kapağı tamamiyle açtı. İçinden bir şeyler düştü. Karanlıkta görünmüyordu ve bunu gerçekten beğenmemişti. Aklından iki tane ayrı fikir geçmesine rağmen ikincisini seçerek yere düşenleri aldı. Köprünün hemen yanındaki çöp konteynerinin üzerine koydu. Ardından cep telefonunu cebinden çıkarmaya çalıştı. Hemen telefonun ışığını açtı eline aldığı anda. O nesnelerin üzerine ışığı tutmaya başladı ve diğer eliyle de incelemeye başladı o nesneleri. 

Gördüğü şey bir tür kumaşın içinde kutuya benzer bir şey vardı. Yavaşça kumaşı açmaya çalıştı ve tahmin ettiği gibi bir kutu olduğunu gördü. Merakına yenik düşerek devam ediyordu açmaya. Uzun zamandır orada olmasını anlaması uzun sürmemişti. Kutunun kenarları nemden dolayı yıpranmış olmalıydı. Kapağını yavaşça açtı ve içinden uzun bir kutu daha çıktı ve onun altında bir kitap vardı. Kitabı aralamayı istiyordu. Kitaplar onun için önemli varlıklardı. Kitaplar onun için tek yalan söylemeyen kişilerdi. Tam açabilecekken polis arabası seslerini duydu. Çok ürkmüştü. Bu yüzden sorularından kaçmak için aniden toparladı hepsini ve hemen oradan koşarak ayrıldı. İlerideki caddeye vardığında heyecandan nefes nefese kalmıştı. Dışarıda kimsecikler yoktu ve bu onu daha da rahatlatmıştı ama evine daha çok vardı. Hemen gözüne değen siyah saçlarını daha yana ayırdı ve kafasındaki kapşonu arkaya itti. Şimdi kendisini daha iyi hissediyordu. Rüzgar öyle rahatsız edici bir şekilde vurmamaya başlamıştı artık. Ne kadar sert olmaya devam etse de daha çok okşuyordu boynunu. Aklına saatin kaç olabileceği sorusu gelmişti. Hemen elindeki telefonuna baktı ve saat dokuza beş vardı. Bu zamanında eve gitmesi için yeterli bir süreydi. Ailesi bu erken gelişinden memnun kalacaklardı. En azından düşüncesi böyleydi. Elindeki kutuyu kumaşa sarmak istedi. Kutuyu aldı ve kumaşı almak için içine baktı fakat yoktu.
"Lanet olsun" dedi refleks olarak. Olay yerinde unutmuştu kumaşı. Alması gerektiğini hissederek hızlıca oraya doğru yürümeye başladı. Hemen kutuyu sırt çantasına koydu ve yürümeye devam etti. Vardığında polisler gitmişti. En azından o görünüyordu. Hemen konteynerın üzerindeki kumaşa uzanmaya giderken fark ettiği şey daha da korkutucuydu. Köprü ortalıkta yoktu. Lanet olası köprü buradaydı. Nereye gitmişti. Hayal görmüş olamazdı. Dokunmuştu, kapağı açmıştı, içindekilerini de almıştı. Bunların hepsi hayal olamazdı. En azından çantasındaki kutu ve konteynerın üzerindeki kumaş bir kanıttı. Şimdi rahatlıkla o kumaşı alabilirdi. Konteynerın üzerinde olan kumaşı alacakken gördüğü bir hiçti. Kumaşta şimdi yoktu. Hemen aceleyle çantasına bakmak için çantayı eline aldı. Çantasının fermuarını bir türlü açamıyordu kaybetme korkusundan. En son açabildiğinde ise beklediği korkunç şey olmuştu. Kutu yoktu. Hepsi geçirdiği heyecanını ve zamanını götürmüştü. Kesinlikle hayal olamazdı ama eve gitmesi gerektiğini biliyordu. Bu burda kalmazdı. Yarın erkenden kalkıp araştırmak için kütüphaneye gidecekti. İnatçıydı ve inadını kimse durduramazdı. 


Eve boynu bükük bir şekilde gidiyordu. Halen aklında o bulduğu kutu vardı. O lanet olası polisler gelmeseydi kesinlikle ne olduğunu bilebilecekti. Ama bu durumda kimseyi suçlayamazdı. Kendisi merak etmişti ve kendisi bu merakın cezasını almıştı. Kendisinden başka kimseyi suçlayamazdı. Eve daha az kalmıştı şimdi. Kendisini toparlaması gerekiyordu eve varana kadar. Çünkü evde onu her zaman gülümseyerek karşılayan bir ailesi vardı. Annesi kısa koyu kahverengi saçlarıyla çok şirin bir kadındı. Bir ev kadını olduğu halde gayet bakımlıydı ve tam tamına beş ayrı klübe üyeydi. Her zaman ona ve kardeşine çok sıcak davranıyordu. Babası ile halen cicim aylarında olması ise onu kıskandırıyordu. Bu genç yaşında kızlardan bir yarar bulamayan kendisi on yedi yaşından beri annesiyle babası nasıl birlikte olabiliyorlardı. Babası bir öğretim görevlisiydi. Otuz yedi yaşında olmasına karşın saçları halen yerindeydi. Annesi ona iyi bakmıştı anlaşılan. O da kendini bildi bileli hiç kavga ettiklerini görmemişti. Kardeşi ise tam bir kurttu. Yaramazlıkları onu delirtmesine karşın nasıl olduğunu bilmemesine rağmen abisine akıl verebilecek iki üç cümle kurabiliyordu. Kızların erkeklerden olgun olduğunu söylemeleri bununla kanıtlanıyordu. Eve varmıştı artık ve kendisi de hazırdı. Akşam yemekleri her zaman geç olmasına özen gösteren bir ailenin üyesi olması onu bir bakıma mutlu olmasını sağlıyordu. Eve daha geç gelebiliyordu diğer arkadaşlarına göre. Dışarıyı seviyordu çünkü onu rahatlatabilen ve tüm sorunları unutturabilen yer orasıydı. İstediği kadar yürüyebiliordu. Sorun değildi. Hiçbir zaman kaybolamazdı. Çünkü ayakları onu bildiği ve tanıdığı yerlere götürüyordu. 


Evin giriş merdivenlerinden çıktı yavaşça. Halen son rol çalışmarını yapıyordu ve en sonun kapının ziline bastı. Küçük kız kardeşinin sesi geliyordu ve yaklaşıyordu. Kapıyı annesi açtı ve anında üzerine doğru koşmaya başladı koridordan kız kardeşi. Onu tutmak için kollarını açtı ve kardeşinin onun üzerine atlamasına izin verdi.
"Gerçekten günden güne kilonun arttığının farkındasın değil mi? " diye gülerek sorduğunda abisinin yüzüne baktı ve işaret parmağını onun alnına yapıştırdı. "Senin gibi zayıf bir dal olmayacağım." dedi kaşlarını çatarak. Ama ardından ikisi de kahkaha atmaya başlamışlardı. Kardeşinin babasına benzer mavi gözleri ile saçlarının annesinden bir hediye olarak aldığı dalgalı halini üzerinde çok iyi taşıyordu. Bu sabah konuştuğu kız gibi kesinlikle etrafındaki erkekleri onun etrafında pervane haline çevirecekti. Ama onu tek koruyabilecek abisi oydu. Her ona sarıldığında kardeşinin güzel ve taze kokusunu içine çekmeyi ihmal etmezdi. Mis gibiydi ve bu onu mutlu eder, kardeşini de kahkahaya boğardı. En gıdıklandığı yer abisinin onu koklaması için uzandığı boyunuydu. Her zaman dediği onu mutlu ederdi "Senden başka kimse boynuma dokunamaz". Bu laf kesinlikle her seferinde bir söz gibiydi. Bu abisini ilerideki zamanlar için rahatlamasını sağlıyordu. Hemen kardeşini yere indirdi ve annesini yanaklarından öptükten sonra içeriye babasının yanına gitti. Babasının da selamını aldıktan sonra büyük bir iştahla sofraya oturdular. Ailece yemek yemek kadar keyifli bir şey olamazdı. Babasının onun okulunda öğretim görevlisi olması garip olsa da onun derslerine girmediği sürece rahattı. Babası ve onun hakkında kimse bir şey bilmezdi. Babası çok akıllı ve anlayışlı biriydi. Bu da babasını daha da sevmesini sağlıyordu. Yemek bittiği anda "Ders çalışmam gerekiyor" bahanesiyle yukarıdaki odasına çıktı sakin bir şekilde. Bu akşam yemeğinde kimse hiçbir şey anlamamıştı. Ailesine rol kesmeyi sevmese de yapmak zorundaydı çünkü ona tek dürüst olan artık kitaplar olmadığını bugün anlamıştı. Ona yalan söylemeyen sadece ailesiydi. Bu yorgun günün ardından güzel bir uyku çekmesi gerekliydi. Zaten kafasını yastığa koyduğu anda bayılmış gibi uyuyakalmıştı. Garip gün bir daha yaşanmaması gerekiyordu yarın için. 


Sabah uyandığında rüyasını zar zor hatırlıyordu. Tekrar o denize yakın ara sokaktaydı. Aynı şeyleri hissetti ve yaşadı. Çok gerçekçiydi gerçekten. O kutuyu tekrar açtı ve rüyasında gördüklerine tekrar odaklanmaya çalıştı. Hatırladığı kadarıyla bir asa ve büyü kitabıydı. Ama imkansızdı. Bunun olabilmesi imkansızdı. Yarı uyanık olan sabaha uyanması ve bunları hatırlayabilmesi onu şok etmişti. Çok gerçekçiydi. Gerçekten gitmiş miydi ya da yaşamış mıydı? Anında yatağından kalktı ve çekmecesine doğru koştu. İlk gördüğü o kumaştı ve aceleyle onu kaldırdı. Altına baktığında o kutuyu gördü. İçini kaplayan büyük bir heyecanla açmıştı kutuyu. Anında gördüklerine inanamadı. Orada duranlar bir adet asa ve bir adet büyü kitabıydı. Bu da istemediği garip bir günün bir başlangıcı olmuştu işte.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Parthenia

avatar

Mesaj Sayısı : 52
Kayıt tarihi : 09/05/13

MesajKonu: Geri: ALBATROS ALTON   Çarş. Ocak 22, 2014 10:17 pm

Puanınız: 89





# Betimleme: 25/30
# Akıcılık: 10/10
# Yazım Kurallarına Uyum: 7/10
# Sayfa Düzeni: 10/10
# Renklendirme: 5/5
# Kurgu: 22/25
# Uzunluk: 10/10

İyi rol oyunları!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ALBATROS ALTON
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Düşünseli :: Role Play Geçmişi-
Buraya geçin: