Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Lucya

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lucya Marcelyn



Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 28/01/14

Özel
Rp Puanı:
72/100  (72/100)

MesajKonu: Lucya   Salı Ocak 28, 2014 7:36 am

Tarih: 14 Kasım
Yer: Ravenclaw Ortak Salonu
Katılımcılar: Akira Jun Lee, Helena Dorris
Konu Özeti: Helena'nın gördüğü rüya yüzünden tekrar kahingöz üzerine yaptığı çalışmalar ve Akira'nın onu yakalaması. Aralarında geçen olaylar.





Sıcacık parmakları yanaklarında gezinirken, yeşil gözleri ise aşk dolu bir şekilde kendisine bakıyordu. Bakışlarındaki aşkın yanında arzu ve sadakat de rahatça okunabilirdi tabii ki. Adam pembe dudaklarının kenarını mutlulukla kıvırırken, Helena'nın çenesini de avcunun içine almıştı. Kızın boyu adamınkinden kısaydı ve onun o saf dudaklarına yetişmesi için parmakları ucuna kalkması gerekiyordu. Adam ise, siyah saçlarının arasına saklanan melek yüzünü ona gittikçe yaklaştırıyordu. O yaklaşırken kokusu Helena'nın ciğerlerine doluyor, sanki yaşaması için oksijenden çok bu kokuya ihtiyacı varmış gibi derince içine çekiyordu. Yanaklarının kızardığını hissettiği her dakika ise parmakları soğuktan donacak kıvama geliyordu. Bedeni kendi içinde çatışmaya girmişken, onun kuru dudakları Helena'nınkilerle birleşmişti. Bu hisse fazla kendini kaptıramadan güçlü bir ışık dalgası yine gözlerinin kamaşmasına neden olmuş, adamın dudaklarını artık hissedemez olmuştu. Gözlerini tekrar açtığında Ravenclaw kulesindeki geniş yatağında yattığını fark etti. İçeriyi sadece gökyüzündeki ay aydınlatıyordu. Az önceki manzaradan eser yoktu. Şüphesizdi ki bu bir rüyaydı ve Henry'i ilk görüşü değildi.

Hayır, yapamayacaktı. Daha fazla kendine hakim olamayacaktı. Üzerindeki yorganı savururcasına diğer tarafına atmış, yataktan hışımla kalkmıştı. Dizleri üzerinde çöküp yatağın altına eğildi. Ahşap kutuyu kendine doğru çekerken kimsenin duymaması için özel bir çaba sarf ediyordu. Lakin yakalanırsa cevaplaması gereken bir çok soruya maruz kalacaktı. Bir yandan da yanağından süzülen yaşlara engel olamıyordu. Neyse ki işini temiz bir şekilde halletmiş, kutuyu yatağının altından çıkarıp, lacivert yatak örtüsünün üzerine yerleştirmişti. Hayatını değiştiren bu kutuya bakarken bir kez daha zihnini sorguladı. Aslında yeteneği yoktu ve o, zıvanadan çıkmış bir deliydi. Hatta Chris de öyleydi. İkisi de 'kahingöz' olduklarını iddia eden kaçıklardı. Helena, aptaldı ki; hayallerinde canlandırdığı bir adama aşıktı. Ama bal rengi gözleri ahşap kutuya bir kez daha takıldığında az önceki teorilerinin saçma olduğuna bütün kalbiyle inandı. O deli değildi, arkadaşı da değildi ve onlar yeteneklerini kullanmasını bilen iyi birer büyücü ve cadıydılar. Henry vardı. Onun sesini değil, yüzünü de hatırlıyordu. İnce parmaklarıyla kutunun üzerindeki oymaları hissederken içine dolan heyecanı bastıramamıştı. Dizleri üzerinden kalkıp yatağının ucundaki soluk kırmızı sabahlığını üzerine geçirdi ve kutuyu kucağına aldığı gibi yatakhaneden fırladı.

Ay'ın tam olarak gördüğü geniş pencerenin önündeki yerini almıştı bile. Rahat, geniş bir koltukta oturuyor, önündeki alçak sehpada ise ahşap kutusu duruyordu. Ellerini kucağında birleştirmiş kutuya dik dik bakarken Chris olmadan bunu yapıp yapamayacağını düşünüyordu. Belki bir Gryffindor kadar yürekli değildi. Ya da bir Slytherin kadar bencil. O kesinlikle mantığıyla ilerleyen bir kızdı, ve mantığı ona Chris olmadan bunu yapmamasını emrediyordu. Yine de yapamadı. Henry'i rüyalarında görmekten bıkmıştı. Onu tekrar gerçek anlamda görmek istiyor hatta onunla konuşmak istiyordu. Ama onu nasıl bulacağı hakkında bir fikri yoktu. Üstelik bu tek başına bir tehlikeye atılmaktı. Bunu göze alabilecek miydi bilmiyordu. Parmakları kutunun açma yerlerine kaydığında dizlerinin titrediğini hissetti, aldırmadı. Küçük bir çıt sesinin ardından kapak geriye doğru açılmıştı. Boyutu pek büyük sayılmasa da kalın bir kitabı ve orta boylarda bir küreyi barındırabilecek kadar alanı geniş olduğu doğruydu. Küreyi tekrar hissetmek istedi; ama durdu. Şimdi zamanı değildi. Bu yüzden ellerini küreden kitaba yöneltti ve üzerinde "Ölüler İle Konuşma Tekniği" yazılı kitabı aldı.

Kitabın kapağını açtığı anda sayfaların aslında ne kadar eski olduğunu gördü. İlk incelemesinde bu kadar dikkatini çekmemişti. Aslında fark etmemişti bile. O an onun ilgisini çeken şeyler formüller ve resimler olmuştu. Ay'a aydınlığı için teşekkür edip önsöz olarak tahmin ettiği yazıyı bir çırpıda okudu. Ardından içindekiler bölümüne göz attı. Kitabın hepsini okuyamazdı tabii ki, ilgisini çeken yerleri okuması daha mantıklı olacaktı. Kafasına not aldığı birkaç sayfanın ardından, sayısı en küçük olanı açtı ve okumaya başladı. Yazanlara göre oraya gidenler gördükleri hakkında birşey hatırlayamayacaklarıydı. Tabii eğer kendisini çok kaptırır ve birşeye takıntılı hale gelirse, bunlar halüsinasyonlar veya rüyalar halinde kişi de tekrar canlanabilirdi. Eh, bu kötü birşeydi. Gerçekliği veya sahteliği hakkında bir ikilime düşmekti. Yine de Helena bundan memnundu. Henry'i gerçekten gördüğünü biliyordu ve yüzüne yayılan gülümsemeye engel olamıyordu. Gözlerinin tekrar dolduğunu hissederken hafifçe kendi kendine kıkırdadı. Sırtını koltuğa dayayıp kafasını yukarı kaldırarak tekrar Ay'a baktı. Bu sefer ona neden teşekkür ettiğini bilmiyordu ama dudaklarından çıkan kelime tam anlamıyla buydu.

"Bu saatte seni bir romanın bu kadar sevindireceğini tahmin etmezdim Dorris."

Sesin geldiği karaltıya bakarken çabucak önündeki kitabı kapatıp gülümsemesini yok etti. Al işte, yakalanmıştı. Elinin tersiyle göz yaşlarını silerken kitabı da hemen yanına sıkıştırdı. Tabi gelen kimse bunu fark etmiş olmalıydı. Karaltı giderek yaklaşırken bunun Ravenclaw'un koreli çocuğunun silüeti olduğunu anlaması zor olmadı. Uzun düz saçları ve çekik gözleriyle o suratı tanımamak imkansızdı. Yoo, onu derslerden tanıyor olamazdınız çünkü bütün derslerde uyumak gibi bir alışkanlığı vardı. Helena birçok defa onun bu umursamaz ve tembel haline bakıp nasıl başarılı olabildiğine kafasını yormuş; fakat çocuğu anlamanın imkansız olduğunu düşünüp kendisini fazla zorlamamıştı. Her insanın farklı yetenekleri olabilirdi, aynı kendisinin de sahip olduğu gibi. Yerinde doğrulurken hiçbir şey olmamış gibi saçlarını düzeltti. Akira Jun Lee ona yaklaşırken Helena'da soğuk tonunu tekrar ses tellerine göndermişti.

"Ne kadardır o karanlıkta saklanıp beni izliyorsun, Lee. Seni tanımasam sapık olduğunu düşünürdüm." Yerinden kalkmaya tenezzül bile etmemişken Akira bunu bir davet olarak algılamış olmalı ki, kendisine ağır adımlarla yaklaşıyordu. Helena ise sehpanın üzerindeki açık kutunun varlığını unutmuş gibiydi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Smoke

avatar

Mesaj Sayısı : 9
Kayıt tarihi : 14/01/14

MesajKonu: Geri: Lucya   Çarş. Ocak 29, 2014 1:18 am

Puanınız: 72





# Betimleme: 20/30
# Akıcılık: 8/10
# Yazım Kurallarına Uyum: 9/10
# Sayfa Düzeni: 7/10
# Renklendirme: 3/5
# Kurgu: 15/25
# Uzunluk: 10/10

İyi rol oyunları!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Lucya
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: Düşünseli :: Role Play Geçmişi-
Buraya geçin: