Whisper of Death RPG
Sitemize hoş geldiniz.
Lütfen giriş yapınız ya da üye olunuz.

WoD Yönetimi.



 
AnasayfaKapıSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 crazy 'bout you.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Astrid Vivienne

avatar

Lakap : Weird, Ass, Astroid, Astro.
Rp Sevgilisi : Tognazzi boy. But obviously i can't say it correctly.
Mesaj Sayısı : 69
Kayıt tarihi : 25/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: crazy 'bout you.   Salı Mayıs 21, 2013 12:12 am

CRAZY 'BOUT YOU.

Don't care what they say, don't care what this world thinks.
We got each other, that's all we need.

astrid & luigi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Astrid Vivienne

avatar

Lakap : Weird, Ass, Astroid, Astro.
Rp Sevgilisi : Tognazzi boy. But obviously i can't say it correctly.
Mesaj Sayısı : 69
Kayıt tarihi : 25/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: crazy 'bout you.   Salı Mayıs 21, 2013 12:47 am

    Okulun koridorunda koşar adımlarla ilerleyen genç kız kendisini bahçeye attığında gözlerini kısarak süzdü çevredeki insanları. Kseniya'yı bulmalıydı; acil olarak. Kız nasıl beceriyordu bilmiyordu ama kaybolma konusunda üstün yetenekleri vardı. Kaybolmak Astrid'in işiydi, onun olmamalıydı. Kaşlarını çatarak derin bir nefes aldı. Yanından geçen iki çocuk ona çarptığında bakışlarını aşağı kaydırdı. Lindsay ve Rynan. Tam tahmin ettiğim gibi diye düşündü genç kız ve bir şeyler söylemek için ağzını araladı ancak Rynan ona sus işareti yaptığında dilini ısırdı. Benedict'i takip ettiklerini anlayan Astrid gözlerini devirdi. Oldukça eğlenceli duruyordu yaptıkları ama onlara katılmadı. Bulması gereken bir Kseniya vardı, hadi ama! Çocuklara olumsuz anlamda kafasını sallayınca Lindsay'in dil çıkarması üzerine gülerek ona karşılık verdi. Yerinde durmak fazla zor geliyordu ki kaçamak bakışlarla ikiliyi seyretti arkalarından. Benedict'in tek olmasını beklememişti... Yine de Luigi'yi yanında gördüğünde elindeki kitapları düşürmeyi de beklemediği kesindi. Adamın başı kendisine doğru döndüğünde ona bakmıyormuş gibi yere attı kendisini ve kitaplarını toplamaya başladı. Ne olur gelmesin, ne olur gelmesin.. Ne olur. İç sesi kıyameti koparırken kendi kendine söylendi. "Ben de ona bayılmıyorum zaten," diyerek günlüğünü de yerden kaptığı gibi ayağa kalktı. Luigi'nin olduğu tarafa bakmaktan kaçınarak, bahçenin derinliklerine doğru yürümeye başladı. Göle gidebilirdi, okula geri dönebilirdi... Tanrı aşkına, arkasındakiler ayak sesi miydi? Adımlarını hızlandırdı uçuşan saçlarını dizginlemeye çalışarak. O hızlandıkça arkasından gelen nefesler inadına yaklaşıyor gibiydi. Bakmadı arkasına. Ya şimdi ya hiç. Koşmaya başladığında bir hedefi yoktu; ta ki neredeyse gökyüzüne kadar çıkacakmış gibi gözüken büyük söğüt ağacını görene dek. Mükemmel bir kaçıştı, değil mi? Koşmak ve kaçmak onun uzmanlık alanı olduğu için yorulmadı. Kitaplarını yere fırlattığı gibi -içinde Crina'nın kitabı da vardı ve Astrid emindi ki Crina eğer o kitaba bir şey olursa onu parçalardı- ağaca sıkıca tutundu, kendisini yukarı çekmeden önce. Elleriyle yukarı doğru uzanırken bir ayağını ağacın en yakın dalına attı. Ardından diğer ayağı ağacı bulduğunda tırmanmaya devam etti, ta ki dallar azalana kadar. Bir üstteki dala gözlerini kısarak bakan kız, eğer oraya tutunursa düşeceğini anladığında istemsizce durduğu dal üzerine oturdu. Fazla tekinsizdi, sallanıyordu, düşme ihtimali aşırı dereceydi. Yine de eğer biraz hızlı koştuysa arkasındaki kişiyi atlatmıştı ve birkaç dakika için ağaç onu taşıyabilirdi.

    Ayaklarını küçük bir çocuk gibi salladığı sırada aşağı baktı. Yalnızca birkaç metre yukarı çıkmıştı. Kahretsin. İşte oradaydı Luigi. Peşinden gelmişti. Gelmemesi gerekirdi! Astrid onu kovalardı, Luigi kaçardı. Hangi lanet olası zaman aralığında işler tersine dönmüştü? Genç adam sakin tavırlarla ağacın altına kadar yaklaştı. Belli ki kızı tırmanırken görmemişti ki gözü yukarıda değil, ağacın arka tarafındaki yasak ormandaydı. Sadece tesadüf de olabilirdi oraya gelmesi. Astrid buna inanmak istese de inanmadı. Genç adamın yerdeki kitapları fark ettiğini gördüğünde derin bir nefes aldı. Salaksın Astrid. İç sesi her zamanki gibi en büyük yardımcısıydı yine! Çatık kaşlarıyla öylece bakarken adamın nazikçe eğilip kitaplardan birini aldığını gördü. Yere attığı kitaplar arasında bir yığın saçma sapan ders kitabı vardı... Bir yığın. Ve içinde, muhtemelen en küçük olanı yalnızca bir defterdi. Kendi defteri. Bir günlük değildi tam olarak belki; ancak içerisindeki karalamalar onun iç dünyasına açılan bir pencere gibiydi ve bu hiç hoş değildi. Adamın kapağı açtığını anlaması için görmesine gerek yoktu. Çünkü kendi çığlığı yükseldi defterden. Dip not, evet... Defter açıldığı an her seferinde kendi cırtlak bağırışı duyuluyordu. Eğer başkası tarafından açılırsa. Bu onun için iyi bir korunma sistemiydi. Çünkü Astrid'in çığlığını duyan insanlar zaten o an bırakıp kaçıyordu defteri. Yine de aşağıda neler olduğunu görebilmek adına hafifçe başını eğdi. Saçları yere doğru uçuşurken, üzerine oturduğu daldan bir kırılma sesi geldi. Ve adam başını kaldırdı. "Siktir." Sesli söylendiğini fark edip dilini ısırdı. Adamın gözlerine bakarken ne demesi gerektiğini bilemiyordu. Bir an için o gözlerdeki muzipliği gördü ve gülümsedi. Yine de gülümseyişi uzun sürmedi. Yakalanmıştı... Artık kaçamazdı değil mi? "Başkalarının eşyalarını karıştırmamalısın. Hele ki açınca delicesine bağırıyorsa. Bunu bilmiyor musun Tognazzi?" Bir çıtırtı daha. Başı eğik ona öylece bakıyorken az sonra yere düşeceğini biliyordu. Belki adamın üzerine düşerim diye düşündü, böylece onun boynu kırılırdı ve kız onu kazara öldürmüş olurdu. Kimse bunun için Astrid'i suçlamazdı. O sakarlıkların kraliçesiydi, pekala mantıklıydı yanlışlıkla birisini öldürmesi. Belki de... Yalnızca onun tam karşısına düşer ve onun gülmesine yol açardı. Bir rezillik hikayesi daha başlıyor diye düşündü ve dalı iyice kavradı. Bunun için daha çok gençti!



En son Astrid Vivienne tarafından Çarş. Mayıs 22, 2013 12:53 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Luigi Tognazzi

avatar

Lakap : Bigfoot, Lui
Rp Sevgilisi : The girl who can not pronounce Tognazzi correctly
Mesaj Sayısı : 68
Kayıt tarihi : 06/05/13

MesajKonu: Geri: crazy 'bout you.   Salı Mayıs 21, 2013 8:22 am

    “Demek istediğim şu…”
    Ne yazık ki genç adamın cam şişenin dibini görmesi takriben üç saniyesini almıştı. Crina Vaduva, parmak boğumları ile çehresini kavuştururken hata yaptığını biliyordu. Bu işten sapasağlam sıyrılma yüzdesini hesaplamaya koyuldu. Luigi Tognazzi, kan kırmızısı dudaklarını kızın pütürlü yanağına sürterken konuşma arzusunu dizginleyemediğini fark etti.
    “Teşekkürler Crina! Sen nereliydin? Pegasusya?”
    Cadının anlam veremeyen bakışlarına karşın Luigi oldukça ciddiydi. Pegasusya’nın varlığına inanıyordu, en azından şimdilik.
    “Demek istediğim hepsini içmemen gerektiğiydi Luigi. Okulumu havaya uçurmamaya çalış.”
    Saçları parlak kuzguni bir renge bürülü olan dişinin bilmesi gereken bir şey varsa o da büyücünün aklının çoktan başka alemlere uçtuğu ve henüz fondip yaptığı iksirin kuvvetli etkisinden mütevellit onu katiyen duyamadığıydı.
Hikayeyi biraz başa sararsa, açığa kavuşturması gereken bazı şeyler yok değildi. Yalnızca birkaç dakika öncesine değin her zamanki uyuşukluğuyla baş başa olan oğlanın vaziyeti hızdan nasibini almış, değişiyordu. Koca ayakları – mevzubahis Hogwarts öğrencileri arasında iyi ya da kötü bir şöhrete sahip olmasını sağlamış koca ayaklarıydı elbette – şimdi de okul bahçesini arşınlamaya meyillilerdi. Kendini durduramıyor, işin fenası durdurmak da istemiyordu. Şimdi okuldan çıksa, yalnızca yürüyerek iki gün içerisinde İtalya’ya dahi varabilirdi. Güneş ışığıyla aniden karşılaşan gözleri, gözkapakları tarafından örtülünce derin bir nefes aldı Luigi, ihtiyacı olduğundan değil de sadece refleksleri sebebiyle yaptı bunu. Ne kadar çabalasa da nafile, belki de bazen gerçekten kulaklarını var gücüyle açıp, onları insanlara vermesi gerekiyordu. Bunu başka bir zaman yapmayı vazife edinip planını uygulamaya koyulmaya yeltendi ki düz birer çizgi haline gelmiş gözleri Benedict’i buldu. Ona bu cesaret iksirini ve Vaduva kızını öneren oydu. “Biradeeeerrr!” Üzerine çullanan büyücüye göre fazlasıyla iri olan diğer büyücünün elleri, Lui’nin omuzlarını kavradı. Yatakhane arkadaşı tarafından sarsılırken, onun bir şeyler dediğine yemin edebilirdi, keşke kulakları ona itaat edebilselerdi. Anlıyormuşçasına kafasını sallarken, her zamankinden duyduğundan daha keskin bir kokuyu karşıladı burnu. Biraz yasemin, bolca baharat… Astrid kocaman bir tabelayla gezse onun daha az fark edilebilir olduğunu düşünürdü Luigi bazen. Aslında bazenler dakikaların saatleri oluşturduğu misal çoğalıyordu. Lui yine farksız bir yeniyetmelikle olanları seyre koyuluyordu yalnızca. Sarışın cadı onun peşindeyken bunu reddetmesi günümüze nazaran daha kolaydı; lakin artık katlanabileceğini sanmıyordu. Onunki basit bir ilgi düşkünlüğünden fazlasıydı, ne kendine ne karşı tarafa itiraf edebilmesi mümkün bir hoşnutluk, sanki asırlardır süre gelen bir aşinalıktı. Muggle filmlerindeki gibi gurur yapmaya lüzum yoktu onca; bu kıza açılmasını çok da mümkün kılmıyordu maalesef. Bir süredir tasarlamakta olduğu bu düşünceleri hemen gerçekleştiremezse daha mecali kalacağını sanmıyordu. Belli belirsiz homurdandı, Benedict – Luigi’nin deyimiyle eggs benedict – baykuş postasını almışçasına dolgun dudaklarını kilitledi. Küçük bir sırt sıvazlama seremonisi ardından öne atıldı, işte başlıyordu.

Astrid ile kontağa geçmek üzereyken cadının klasik sakarlığıyla bir çuval inciri tam manasıyla berbat edişine şahitlik etti. Tüm kitaplarıyla birlikte güzel – geçenlerdeki bir partide kalçasını bol bol inceleme fırsatı bulmuştu – vücudu da yeri boylarken Luigi öylece donup kalıverdi. Aslında uygulamada baştan kaybedecek kadar şanssız olduğunu bilmiyordu; inatçı kişiliğiyle son raddeye gelene kadar direnecekti. Son güç kırıntısıyla kendini ileri iterken iksirin etkisini neredeyse yitirmiş olduğunu fark etti, bunun mümkün olmadığını biliyordu. Cadıya olan sevdası en güçlü iksirleri yok sayacak kadar büyük müydü yoksa? Muhtemelen öyleydi, artık kabullenebilmiş olmasının kıvancını duyarken bir problem buyur etti onu benliğine: Astrid ardına bile bakmadan, atletizm sporuna yıllarını vermiş insanlara taş çıkartacak bir süratle adeta uçuyordu. İksirin ona yeniden bahşettiği güçle kızın peşini bırakmamaya kararlıydı. Aksaklıklar yüzünden kızı kaybetmiş olduğunu fark edince yemyeşil bahçeye gelişigüzel küfürler savuruverdi. Nereye kaybolmuş olabilirdi ki? Bakışlarıyla tüm bahçeyi, hatta ve hatta yasak ormanı tararken, gözüne yere serilmiş nesneler takıldı, onları daha önce de gördüğünden emindi. Çoğu sıradan ders kitaplarıydı; fakat bir tanesi vardı ki resmen Astrid diye çığlık atacaktı. Deri kapağı aralar aralamaz şom ağzına birkaç küfür armağan etti. Cadıya ait bir günlük olduğunu tahmin ettiği defter – ona Astrid mi demeliydi yoksa? – çığlık atmaya başlayınca, onu yere fırlatıverdi. Zaten çığlığın sahibi çok uysal olmayıp, sürekli Lui’yi iğnelese de böyle bir bağırışa denk gelmemişti hiç. Parkinson hastaları gibi titrerken elleri, umudunu hepten kesip gitmeye karar vermişti. Belli ki onu görmek istemiyordu, eh, zorlayacak hali de yoktu ya!

Sanki ruhunu ödünç almışçasına, en içten gelen sesini duymuşçasına bir işaret yolladı cadı. Bunu istemsiz yaptığı gerçeğini göz ardı edebilirdi büyücü, hatta üç yüz sene gibi bir süreliğine yapabilirdi bunu. En az kendi kadar ağzı bozuk cadının küfrü neredeyse yüzüne isabet edecekti! Buna bile razı olabilirdi aslen, sadece beş dakika gibi bir zaman zarfına muhtaçtı, fazlasına değil. Yine de bir hayvan olsa mutlaka keçi olacak olan Vivienne, söyleyeceklerini de kendisiyle beraber ağaca çıkarmıştı. “Başkalarının eşyalarını karıştırmamalısın. Hele ki açınca delicesine bağırıyorsa. Bunu bilmiyor musun Tognazzi?” Günlüğü anımsar anımsamaz ürperen Luigi, kızı hayran hayran izlemek için doğru bir zaman olmadığını anlayarak gülümsedi. Çoğu zaman bu sahte gülümsemeyle onu ele geçirmeyi denese de kolay bir lokmayla uğraşmakta olmadığı her halinden belliydi. Şayet kolay bir lokma olsaydı cadı, genç büyücünün gönlü de hoşlaşmazdı aniden onun siması belirince. Zoru seviyordu Âdemoğlu. Hem zoru, hem de zoru oynamayı. “Yüce kaymakbirası aşkına Astrid, sen gerçekten de bir çatlaksın, değil mi?” Onun bir çatlak olduğundan şüphesi yoktu, ne enfes tesadüftür ki Lui’nin de ondan eksik kalır yanı yoktu. Her ne kadar onu izlemekten her şekilde zevk alıyor olsa da bu diyalogu aynı zeminde gerçekleştirmeliydi. Olumsuz dönüt alacağını bile bile araladı dudaklarını. “Atla!” Kızın şüpheci bakışları giderek şiddetlenmeden evvel üstelemeye karar verdi. “Aslanlar üzerine yemin ederim ki ölene kadar kollarımda kalmayacaksın, sadece yardımcı oluyorum Vivienne.” Aklı, kurduğu cümledeki malum yere takıldı haliyle. Ölene kadar kalmasına itiraz edecek bir taraf olacaksa, o Luigi olmazdı. Öyle bir tarafın varlığını toptan kaldırabilse ne olurdu sanki! Yüzüne çarpık bir gülümseme oturtarak, normalde söylemeyeceği, tamamen iksir yüzünden aklına düşen bir cümleyi sundu yaşlı ağacın en güzel parçasına. “Ha kalmayı yeğlerim diyorsan bilemem gerçi.” İksir onun aleyhine şeyler yapmaya devam ededursun, sol kaşı da kurnaz bir edayla havalanıvermez mi! Cadının küstahlığı sevmediğini bilirdi, şimdi kendine o iksiri neden yudumladığını sormaktan alıkoyamıyordu kendini. “Ayrıca soyadımı doğru telaffuz etmiyorsun, Luigi demeye ne dersin?” Birinin gelip çenesini kapatmasını diledi. Mesela kızın biçimli dudakları da pekâlâ örtebilirdi dudaklarını, gıkı bile çıkmazdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Astrid Vivienne

avatar

Lakap : Weird, Ass, Astroid, Astro.
Rp Sevgilisi : Tognazzi boy. But obviously i can't say it correctly.
Mesaj Sayısı : 69
Kayıt tarihi : 25/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: crazy 'bout you.   Çarş. Mayıs 22, 2013 12:52 am

    “Yüce kaymakbirası aşkına Astrid, sen gerçekten de bir çatlaksın, değil mi?” Kendisine yöneltilen ve cevabı bariz olan soru üzerine suratını buruşturdu bahsi geçen kız. Kafasını hafifçe sağa doğru eğerek onu incelemeye koyuldu. Adamın bakışlarında kızın şimdiye kadar görmediği bir şeyler vardı, farklı bir şeyler. Yerinde duramıyor gibiydi oğlan ki sürekli yere vurduğu koca ayakları bunu kanıtlıyordu. O ayaklara bizzat tanık olmuştu, elbette ki. Kolay olmamıştı tabii ki bu ama eğer Lindsay gibi yaramaz bir ufaklıkla aranız iyiyse, ortak salondan bir ayakkabının tekini fark ettirmeden alabilirdiniz! Zavallı ayakkabının teki... Astrid'in dolabında kokmaya mahkumdu muhtemelen ama kız bunu umursamıyordu. O istediğini almıştı, bilgiyi. “Atla!" Bir an için şu anki durumdan uzaklaştığını fark etti adamın sözleriyle. Dikkat dağınıklığı hat safhada olan biri için normaldi ama düşmek üzere olduğu varsayılırsa buna lüksü yoktu o an. “Aslanlar üzerine yemin ederim ki ölene kadar kollarımda kalmayacaksın, sadece yardımcı oluyorum Vivienne.” İyi bir koşucu olabilirdi kız, iyi bir yüzücü hatta iyi bir dövüşçü de. İyi bir atlayıcı? Asla olmamıştı. Daima yere kapaklanır, birkaç dakika küfür savurur dururdu çevresine. Atladığı takdirde bu oğlanın kendisini tutacağından da şüpheliydi. Tutmak isteyeceğini biliyordu ama tutabilmesi için onun kollarının yeterli olacağını sanmıyordu. Gözleri onun kollarına kaydı. Adam kaslıymış! Bunu daha önce de fark etmiş olmalıydı muhtemelen ama beyni ona ihanet etmeye başladığından pek emin olamıyordu. “Ha kalmayı yeğlerim diyorsan bilemem gerçi.” İster istemez hahladı. İşte beklediği Luigi yeniden karşısındaydı. Kendisini beğenmişliği hep mi vardı yoksa kendisine karşı mıydı çözmek için birkaç küçük numaradan fazlası gerekiyordu Astrid'e. Aldığı derin bir nefesle akciğerlerine süzülen havayı hissetti ve gözlerini kapadı. Onun kollarında olmayı istemiyordu elbette ki. Bunun daha önce hayalini kurmamış mıydın? İç sesini susturabilmenin bir yolu olsaydı, kesinlikle yapardı kız. Daha önce düşlediğini biliyordu ama kabul etmektense savaşmayı tercih ederdi. “Ayrıca soyadımı doğru telaffuz etmiyorsun, Luigi demeye ne dersin?” Atlamamaya karar vermişti ki, kız afalladı. Onun uzmanlık alanı her lanet aksanı, her değişik sesi taklit edebilmesiydi. Karşısında duran çocuğun soyadını söyleyemiyor muydu? Tırnakları ağacın zavallı kabuğunu deşerken, son bir çıtırtı üzerine önce ağacı süzdü. Demek onu istemiyordu, ha? O zaman gidecekti Astrid. Muhteşem uçuşlarından birini yaparak.

    Aşağıdaki çocuğun kollarını açtığını görünce kafasını iki yana salladı. Buna pişman olacağını damarlarının içerisinde hissedebiliyordu. "Eğer beni tutamazsan," dedi ve derin bir nefes aldı. "Seni öldürürüm Togna-" sözünü tamamlayamadı çünkü öyle bir hızla attı ki kendisini ağaçtan aşağı, çığlık patlatmaktan alamadı kendisini. Çığlığı yasak ormana doğru yankılanırken rüzgarı hissetti üzerine genç kız. Havanın onu sarmalaması ise çok uzun sürmedi. Hızlı bir şekilde yere çakılacaktı ki güçlü eller tarafından sıkıca sarıldı. Korkuyu adeta yaşarken kız, kollarını adamın boynuna doladı sıkıca ve kendisini ona doğru çekti. Kalbi deli gibi atıyordu. Deli olabilirdi ama yaşamayı seviyordu ve ölümle burun buruna gelmek hobisi haline gelmiş olsa da, bir ağaçtan düşerek ölmek değildi ideal ölüm şekli. Kollarını iyice sardı, kim olduğunu unutmuşçasına. Belini kavrayan ellerden yayılan sıcaklık saniyede sanki milyonlarca kere atan kalbine bile yayıldı. Başını onun boynuna gömmüştü ki, nefes alışlarını duyumsadı adamın. Ondan beklenmeyecek kadar nazik bir biçimde kaldırdı başını Astrid. Luigi ile başları arasında birkaç santimetreden fazlası yokken, fısıldadı. "Tognazzi." Gözlerini kırpıp açtı usul bir biçimde. Kendisini tanımıyor olsa cilve yaptığını düşünürdü ama cilve yapmayı bilmezdi bile o! Şu an kendisini hiç olmadığı kadar kız hissediyordu. Tüm o çekici sözlerden yoksun, diğer bütün kızlara inat Astrid, kendisini canlı hissediyordu. Teşekkür etmeyi bile bilmezdi o. Nefret ederdi bundan. "Beni neden tuttun, Luigi?" Aklındaki soruyu doğrudan dile getirdi her zaman yaptığı gibi. Luigi değil miydi, genç kız ona her laf attığında hızla çekip giden? Luigi değil miydi, kıza çoğu kez onunla uğraşmamasını söyleyen? Ve o an için... Astrid değil miydi, dudaklarını adamın şeker gibi görünen dudaklarına bastırıp asla ayırmamak isteyen?

    Öz denetim denen şeye asla sahip olmamıştı Astrid. Düşünür ve yapardı, çok fazla şey yapardı... Sebebi ise çok fazla düşünmesiydi. Bir Gryffindor kadar korkusuz değildi belki ama yine de korksa bile yapardı. Şimdi ise korkuyordu, belki de demin oraya öylece düşmekten korktuğundan daha fazla. Aklındakini yapamamaktan mıydı korkusu yoksa adamın kaçıp gitmesinden mi karar veremedi. Nefes alışları birbirine karışırken hafifçe başını ona doğru yaklaştırdı kız. Gözleri gözlerine kenetlenmişti ve Merlin adına o gözlerdeki bakış kızın kalbini adeta yokuşa sürüyordu. Böyle şeyler değildi onun bildikleri. Bu ortak salona girerken sordukları o salak sorulardan bile daha saçmaydı. Böyle bir şeyin gerçekten yaşanması mümkün müydü? Kendisini toparlamak adına kollarıyla onu biraz daha sardı. Artık inmesi gerekmiyor muydu? Gelebilecek lafa hazır olmak için gardını almayı denedi, tam Luigi dudaklarını aralamışken. "Ve Tognazzi başka nasıl okunabilir ki? Cidden, koca ayak." Alnını alnına dayadığında sesi içten ve yumuşaktı. Kendi kendisine dediği gibi, o Weird'dı. Bunun için doğmuştu. Romantik bir anın içine etmemesi imkansızdı. "Kalçamı biraz daha sıkı tutarsan benimle sevişmek istediğini düşüneceğim," dedi ve gülümsedi. Aklından bu anın görüntüsünü uzak tutmak adına gözlerini biraz daha açtı, deyimi yerindeyse, pörtletti. "Eğer aklından bu geçiyorsa bilemem gerçi." Gözleri adamın dudaklarına kaydığında derin bir nefes aldı. Bunlar kendi aklından geçenlerden başka bir şey değildi. Evet diye düşündü, en sonunda delirdim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Luigi Tognazzi

avatar

Lakap : Bigfoot, Lui
Rp Sevgilisi : The girl who can not pronounce Tognazzi correctly
Mesaj Sayısı : 68
Kayıt tarihi : 06/05/13

MesajKonu: Geri: crazy 'bout you.   Perş. Haz. 06, 2013 10:24 pm

Sürekli çıtırtı sesleri sunan ağaç, cadının da gözünü korkutmuş olmalıydı ki atlamaya meyilli olduğunu belli etti. Tek sorun, onun gözünde yere düşme seçeneğinin bile Lui’nin kollarına düşme seçeneğinden daha iyi olduğuydu. Sağ gösterip soldan çakmak bu olmalıydı, kız kendini çok da uzun sürmeyecek bir düşüşe bırakıverdi. “Eğer beni tutamazsan, seni öldürürüm Togna – ” Ve çığlık! Astrid’i çığlık atarken duymak istemiyordu, yani belli başlı yerler haricinde, anlarsınız ya. Hiç de fena sayılmayacak bir çeviklikle kızı yakalayıp kavrarken, narin kolları boynunda hissetti. Boynundan tüm vücuduna yayılan karıncalanma ona epey zorlu dakikalar geçirteceğe benziyordu. Başını da kollarına yaren olarak boynuna gömdüğünde ise nefeslerini tüm dünya hissetti. Keşke dedi Luigi, keşke onu göğüs kafesinin tam içine alabilmesinin bir yolu olsaydı. Bir yanı Astrid’in hep böyle uysal kalmasını istedi, bir diğer yanıysa onun aslının bu olmadığını biliyordu. İşin garip tarafı her koşulda kabul edebilirdi onu, bunu her daim söylemek için çırpınan benliği. Kafasını kaldırınca, nefesini ve kelimelerini adeta suratında hissedebilecek konuma geldi. “Tognazzi.” O an yanlış telaffuzunun bir önemi yoktu. Aslına bakarsanız o an herhangi bir şeyin önemi yoktu zaten, ona Betty bile diyebilirdi. Gözlerini kırpıştırdıkça cadı, büyücü iyiden iyiye hayrete düşüyordu. Vivienne kızı ve cilve yapmak? Astrid’in ondan ‘daha erkek’ olduğu vakitlere rast gelmişti. “Beni neden tuttun, Luigi?” Astrid’in bu kadar aptal olabileceğine ihtimal vermiyordu genç adam.

Başı bir ya da iki santimetrelik mesafedeyken adamakıllı düşünebilmesi o kadar zordu ki! O an, tam da o an cadıyı her tersleyişi için nefret etti kendinden. Kendi cesaretsizliği yüzünden böyle bir hazineyi kaybetmişse şayet, hayatı boyunca lanetleyecekti kalbini ki bir daha başkasını da fark edemesin. Tamam, belki de kadınlar gerçekten dengesiz canlılardı, Astrid de öyle. Ama Lui’nin farkı neydi ki? Birkaç hafta öncesine kadar köşe bucak kaçtığı cadıyı şimdi daha önce dünyada bu kadar büyüğü bulunamamış bir arzuyla bekliyordu. Kalbini kırmış olabilir miydi acaba? Lavanta bahçesiymişçesine kokan saçlar ve oryantal kokular burnunu esir alırken bunların sadece iksir etkisiyle olmadığını anladı. En başından beri içinde, kalbinde olan şeylerdi bunlar, henüz yüzeye çıkabilmişlerdi sadece. Tam dudakları aralanmış, birkaç aşk latifesini direkt kızın çehresine bırakmaya hazırlanmışlardı ki Astrid konuştu. “Ve Tognazzi başka nasıl okunabilir ki? Cidden, koca ayak.” Aslında ona bu anın büyüsünü bozduğu için lanet edebilirdi! Kimi kandırıyordu ki? Hem zaten büyü hala etraflarındaydı, havadan ciğerlerine çektiği o güzel büyüyü Astrid’in dudaklarına da bırakmak istiyordu. İlk defa bu kadar yumuşak çıkan ses parmak uçlarını bile okşarken, Luigi doğru tercihin o olduğunu tekrar hissetti. “Kalçamı biraz daha sıkı tutarsan benimle sevişmek istediğini düşüneceğim.” Tek sonuna kadar açılan gözler kızın gözleri değildi. “Eğer aklından bu geçiyorsa bilemem gerçi.” Kelime oyunları, ha? Libido patlamasını bir süreliğine erteledi, düşünmesi gereken başka şeyler vardı.

“İstediğimiz sorudan başlayabiliyor muyuz?” Güzel genlerinin bir diğer armağanı olan muziplikle ağzı genişledi. Astrid’in saçlarının neden bu kadar düz olduklarını merak etmeye koyuldu. Tıpkı annesinin saçları gibiydi, sapsarı oldukları gerçeği göz ardı edilebilirse elbette. Erkeklerin annelerine benzeyen kadınlardan hoşlandığını duymuştu. Büyük ihtimalle bunu da erken ellilerinde, dokuz kedisiyle birlikte yalnızlıktan ölecek bir kadın ortaya atmıştı. Eğer ideal kadın portresi annesinden ibaretse annesiyle evlenirdi, değil mi? Hem eşcinsel evliliklerine bile izin vardı artık, buna neden olmayacaktı ki? Aklına lezbiyen Ravenclaw düşer düşmez yutkundu, o kız harbiden de sert bir kaya gibiydi ve ona çarpmaktan son anda kurtulmuştu. Derin bir nefes alırken kıza cevap vermeyi unuttuğunu anımsadı. “Seni neden mi tuttum? Astrid çoğu zaman kendine yirmi beden bol şeyler giysen de vücudunun görebildiğim kadarını beğendim, bir kontrol etmek hoş olur dedim.” Aslında annesi ve Astrid’in tepkileri birbirlerini aratmayacak kadar benzerdiler. Belki de Astrid’in ruh eşini bulmuştu Lui, onu annesiyle tanıştırabilirdi. Bunun gönül işleri çatısı altında bambaşka bir anlama geldiğini fark etti, omuz silkti. Her şey hakkında da öngörülmüş bir şey vardı yahu, Astrid ve annesi tanışırsa onlar evlenmek zorunda mı olacaklardı yani! Aslında bu pek fena bir fikir değildi, en azından kıza orkidelerin ve beyazın çok yakışacağı düşünülürse. Kendini insanüstü bir güçle hayalinden sıyırmayı başardı. “Şaka yapıyorum elbette! Yani vücudunla ilgili olan kısım haricinde şaka yapıyorum, o kısımlarda ciddiydim.” Gözleri bir kez daha kızın güzel kalçalarını buldu. Lui, onu takip etme ve vücudunu deşifre etme vazifesini uzun zaman önce üstlenmişti. Öyle ki artık on kat cübbenin içinden bile hatlarını kavrayabilecek duruma gelmişti. Kavrayabilecek derken, kollarıyla değil; ama şu an yaptığı tek şey buydu. Anın ona sunduklarının farkına nihayet varabildiğinde gözleri memnuniyetle parıldadı. “İşin aslı şu ki Astrid, yoksa senin aksine gayet de doğru telaffuz ettiğimden emin olduğum soyadınla mı hitap etmeliydim? Etrafımda olmanı seviyorum, yaşlı bir ağaç yüzünden güzel çehrenden birkaç haftalığına da olsa mahrum kalmayı göze alamazdım.” Kızların onun bu eski ve şairane tarzından hoşlandıkları aşikârdı; fakat konu Astrid olunca kesinlik kavramı ile cadı birbirlerini nötrleyiveriyorlardı. “Alınmaca yok birader.” Gözlerini Astrid’den alıp ağaca götürmek bir hayli zor olmuştu.

Kolları kızı biraz daha sıkı kavrarken, canını yakmadığından emin olabilmek için düzenli olarak kızın ifadesini kontrol ediyordu. Görebildiği kadarıyla kız bu vaziyetten hiç de muzdarip sayılmazdı, aksine gayet eğleniyor, refahı yerinde gibiydi. Eh, biraz huzurunu kaçırmayacak değildi. “Bir diğer soruna gelince: Tonyatzi, Tognatzi değil. Bir nasyonal sosyalistmişim gibi hissetmeme sebep oluyorsun.” Kızın son kısmı anladığından emin değildi, safkan olduğunu biliyordu. Muggle kültürüne saygılı bir safkan olmasını yeğlerdi. Hoş, Lui de soyadından pek memnun sayılmazdı, Astrid yine fena değildi, o kadar çok yanlış telaffuz işitmişti ki kulakları… Astrid ile evlenince onun soyadını almakta bir sakınca görmüyordu, Luigi Vivienne! Aklına Astrid’in ona hitap şekli şimşek gibi çakınca dudak kenarları sinsice yukarıya kıvrıldı. “Koca ayaklı erkekler hakkında ne derler, bilirsin.” Penisinin erekte olmaya başladığını fark edince yutkunamadı bile. Herhalde hayatı boyunca en nefret ettiği evre ergenlik olarak kalacaktı. En ufak bir cinsel şakada cinsel organı şaha kalkıyordu. O an kızın kucağında olduğunu hatırladı ve organını, ne kadar güzel olduğunu tahmin bile edemediği teninde hissedebileceğini anladı. Maalesef penisini indirmek kızı biraz daha yukarıda tutmaktan daha kolay değildi. Kaşla göz arasında kızı biraz daha havaya kaldırırken, konuyu değiştirmeye çabaladı, aklını dağıtmalıydı. “Kollarımda kalmayı yeğlemiş gibi bir halin var, chunky monkey.” Ona en sevdiği dondurmasının adını bahşetmişti, kıymetini bilse iyi ederdi. Her ne kadar çabaladıysa da nafile, artık beynine gitmeyen kan ona sıradaki cümleyi söyletiverdi. “Sen, benim bilemem gerçi’mi gerçeğe dönüştürmek üzere olan iyi kalpli biricik cadı, senin bilemem gerçi’ni de gerçekleştirmemizi istemez miydin?” Yine de pek suçlu hissetmiyordu, sevişmek kelimesi o öpmek için perişan hale geldiği dudakları terk ederken Astrid bu kavramlara çok da yabancı değil gibi görünüyordu. Astrid’in bu okuldan herhangi biriyle birlikte olmuş olabileceği düşüncesi onu deli etmişti. Belki de tek çocuk olmanın getirisi bir paylaşımcısızlık vardı genç büyücüde.

Kendini sinir ve kıskançlık buhranından kurtarabildiği saniye aklına bir hinlik geldi. Bu hinliği eğer doğru şekilde pazarlayabilirse sonucun mükemmel olacağından şüphe duymuyordu. İşleri fazlasıyla kızıştırırken yalnızca ereksiyonuna bir çare bulabilmeyi amaçlıyordu. Gözlerini tam anlamıyla kucağındaki kızın gözlerine mühürlerken, onların renginden birer parça kapabilmeyi umut ediyordu. Vereceği tepkiyi yeteri kadar net görmek için ölebilirdi. “Bak aklıma ne geldi, ben diyorum ki tüm gün seni öpmeden kucağımda tutabilirim. Tam şuraya otururuz.” Kafasını sola doğru sallayarak oturacakları yeri işaret etti. Kurnazlık timsali sesini kalkan kaşlarıyla pekiştirdi. “Manzara ve Luigi Tognazzi! Astrid Vivienne, seni şanslı cadı!” Gelgelelim Astrid o kadar da mutlu görünmüyordu. Luigi böyle bir durumda istenmediğini düşünür, hemen kaybolurdu; ama şimdi işler farklıydı, öyle ya da böyle Astrid’i elde etmeyi kafaya koymuştu. Kızın itirazını balla kesti. “Eh, başka bir programın varsa bilemem gerçi. Sanırım bunu yalnızca daha fazla etkilenmek istemediğin için kaçışa başvuruş bahanen olarak görürüm.” Fırsatçılıkta yeni dünya rekorunu kırarken kızın keçi inadının onu yüzüstü bırakmayacağından emindi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Astrid Vivienne

avatar

Lakap : Weird, Ass, Astroid, Astro.
Rp Sevgilisi : Tognazzi boy. But obviously i can't say it correctly.
Mesaj Sayısı : 69
Kayıt tarihi : 25/04/13

Özel
Rp Puanı:
99/100  (99/100)

MesajKonu: Geri: crazy 'bout you.   Cuma Haz. 07, 2013 9:55 am

    Gözlerini kırpıştırdı genç kız, ne olduğunu anlamaya çalışırken. Olan basitti oysa; genç adam yalnızca cevap vermişti. Her nasılsa Astrid bunu duymayı başaramamıştı. Sağır değildi, son hatırladığına göre. Gereksiz tüm zırvalıkları duyabiliyordu da şu an. Hatta çok ötede i don’t give a fuck demek istediği yegane kişi olan Gianna’nın saçmalıklarını bile duyuyordu! Kahretsin, Luigi’ye sorsa yeniden tekrar edebilir miydi? Tekrar tuşu yok muydu ki? Başıyla eğilip adamın boynuna baktı, ı ıh, tuşu var gibi gözükmüyordu. Birçok kişinin oldukça kalın bir şekilde olmasına laf ettiği ancak kendisinin bayıldığı kaşlarını çattı. Belki tekrarlar umuduyla adama baktı, sessizlikle geçen sürede. Ve en sonunda genç adam bir rüyadan uyanmışçasına irkildi ve atıldı. “Seni neden mi tuttum? Astrid çoğu zaman kendine yirmi beden bol şeyler giysen de vücudunun görebildiğim kadarını beğendim, bir kontrol etmek hoş olur dedim.” Yutkundu genç kız. Vücudunu gizli tutmak olmamıştı hiçbir zaman amacı. Kız orantısız olmak konusunda bir numaraydı, giydikleri kıyafetler bile tutarsızdı onun! Bol giymesinin sebebi vücut hatlarını saklamak değildi… Rahattılar. Yani, rüzgar estiğinde uçuyormuş hissi yaratan bir cübbesi varken neden o aptal, içinde zor yürünen cübbeleri giyecekti? Saçmalık. Kendisine kızarak dilini ısırdı ve bu kesinlikle acıtmıştı. Suratını ekşitmemekten alıkoydu kendisini. Yine her zamanki Astridliğini yapıyor, daldan dala atlıyordu düşünceleri arasında. Adam onun vücuduna atıfta bulunmuştu, değil mi? Odaklanması gereken bu olmalıydı! “Şaka yapıyorum elbette! Yani vücudunla ilgili olan kısım haricinde şaka yapıyorum, o kısımlarda ciddiydim.” Eh, belki de odaklanmasa da olurdu.

    İnsanların bakışlarını yakalamakta asla zorlanmayan kız adamın ne düşündüğünü bilmese de, bakışlarının kalçalarına kaymasını kaçırmadı. Onun görmediğinden emin olarak gülümsedi. Koca ayak, tam bir şapşal gibi gözüküyordu ki bu Astrid’in eğlenmesine yol açıyordu. Sahiden, genç kız eğleniyordu tam da şu an. “İşin aslı şu ki Astrid, yoksa senin aksine gayet de doğru telaffuz ettiğimden emin olduğum soyadınla mı hitap etmeliydim? Etrafımda olmanı seviyorum, yaşlı bir ağaç yüzünden güzel çehrenden birkaç haftalığına da olsa mahrum kalmayı göze alamazdım.” Birkaç kez gözlerini kırpıp açtı. Bunları söyleyen delikanlı onun tanıdığı mıydı, yoksa dudaklarından başkasının kelimeleri mi dökülüyordu? Flair’in bu tarz şakaları olduğunu biliyordu; eğer adamın zihnine girip onu yönetiyorsa, Flair’i, Victor’u sevişirken gördüğü gölün yanı başına diri diri gömer, oraya onun için bir mezar taşı dikerdi. “Alınmaca yok birader,” diye ağaca doğru konuşunca Luigi, Astrid tüm şüphelerini sildi zihninden. Karşısında duran oydu işte… Luigi’si. Kendi kendine telaş yaptı ansızın. Adamın ismine iyilik eki mi eklemişti? Dünya üzerindeki hiçbir şekere bir daha elini sürmeyeceği üzerine yemin ederdi ki –eğer Astrid Edi’yse, şekerler Büdü’ydü, olayı siz düşünün!- adam ona ait değildi. Birkaç süslü cümle kurarak kızla dalga geçmek istemiş bile olabilirdi. Astrid bekledi, adamın birazdan ekleyeceği ‘nasıl da inandın’ cümlesini.

    Nefes alışverişlerinin hızlanmasının sebebi heyecan mıydı korku muydu yoksa bambaşka bir duygu muydu karar veremedi. Adrenalin hormonu basılmış gibiydi, sanki onda yeterince yokmuşçasına! “Bir diğer soruna gelince: Tonyatzi, Tognatzi değil. Bir nasyonal sosyalistmişim gibi hissetmeme sebep oluyorsun.” Tabii Astrid Vivienne o ana kadar adamın, anlamı hakkında en ufak bir fikri olmadığı kelimelerden oluşan bir dil bildiğini bilmiyordu. Acaba yalnızca kafasını sallayıp onaylamalı mıydı? Hah, aklının bir ucuna not etti: o kelimelerin anlamını öğrenecekti. Hatta dahasını da. Luigi’nin kollarından iner inmez Cintia’yı bulmayı da aklına yazdı. Jack’in bakirliğini Natalia’nın bozduğuna emin olduğuna emin olduğu kadar emindi ki, böyle şeyleri öğrenebileceği yegane kişi Cintia idi. “Koca ayaklı erkekler hakkında ne derler, bilirsin.” Bakışları genç adamla aynı anda adamın penisine kaydı. İşin komik tarafı, aynı cümleyi Sam’e söylemiş oluşuydu. Sam’e Luigi’yi anlatırken kullandığı her cümle aklındaydı. Onun şımarık bir kendini beğenmiş olduğunu söylemiş, koca ayaklarıyla ölene kadar kaçabileceğini de eklemişti. Sam adamla dalga geçtiğinde ise onu savunmaya geçmişti. Tam olarak aynı cümleyle. Genç adamla zihninin aynı çalışmasına imkan var mıydı? Belki. Bunu düşünemeyecek kadar adamın penisine odaklanmış olduğunu anladı. Ve birdenbire değişikliği fark etti ancak fark etmemiş gibi yapabilmek için hızla bakışlarını ayırdı. TANRIM. Tüm vücuduna bir ürperti yayıldı. Daha ne kadar karşı çıkabilirdi buna? Adamı istiyordu, bedeninde, kalbinde, yanında. Karşı çıkmanın cidden bir anlamı yoktu. “Kollarımda kalmayı yeğlemiş gibi bir halin var, chunky monkey.” Gülümsedi istemsizce. Oldukça tatlı bir biçimde adlandırılmıştı ve bu hoşuna gitmişti. “Sen, benim bilemem gerçi’mi gerçeğe dönüştürmek üzere olan iyi kalpli biricik cadı, senin bilemem gerçi’ni de gerçekleştirmemizi istemez miydin?”

    Eğer zihninde en ufak bir baskı hissetse bunu anlardı, bu demek oluyordu ki adam zihninde değildi. Ona öylece aklından geçenleri söylerken, bunu nasıl beceriyordu? Karmaşık duygular bürümüştü zihnini kızın. Adamın teklifi bariz; ses tonu netti. Astrid’in gözleri ise doğru cevabı haykırıyordu: evet, evet isterdi. Bunu belli etmemek adına hızla bakışlarını değiştirdi. Onu dövecek gibi baktığının farkında değildi tabii, yine de, ona onu istediğini belli edemezdi. Luigi o kadar dengesiz yaklaşıyordu ki bugün ona, ne yapması gerektiğine Astrid’in beyni bile karar veremiyordu. “Bak aklıma ne geldi, ben diyorum ki tüm gün seni öpmeden kucağımda tutabilirim. Tam şuraya otururuz.” Hafifçe başını eğerek işaret etti bir noktayı, ardından devam etti. “Manzara ve Luigi Tognazzi! Astrid Vivienne, seni şanslı cadı!” Aman ne güzel ikili! Öyleydi. Astrid Vivienne, üçüncü iç savaşına hoş geldiniz! Bir tarafta kızın inatla bunu reddeden beyni, öteki tarafta deli gibi çarpan kalbi. Bahisleri kime yatırmak istersiniz? İtiraz etmek için atıldı, bunu yapmayacaktı. Adamın kucağında bir süs bebek gibi durup onu öpmemekle geçecek olan dakikalara katlanmayacaktı. “Eh, başka bir programın varsa bilemem gerçi. Sanırım bunu yalnızca daha fazla etkilenmek istemediğin için kaçışa başvuruş bahanen olarak görürüm.” Hahladı genç kız ve sol eliyle hafifçe adamın omzuna vurdu. Kabul etmekten başka bir çaresi yoktu artık. Bu, kızın içinde yatan cazgır damarları hiçe saymak olurdu zira.

    Adamın zafer kazanmış edasıyla gülümsemesi onu derin nefes almaya itti. Adam iddia mı istiyordu? Ona istediği iddiayı verecekti o zaman! “Eğer öpmeden durabilirsen seninle sevişeceğim Tognazzi.” Bu sefer, adamın söylediğinin aynısını söylemişti. Adamın suratındaki şaşkınlık buna mıydı, yoksa sözlerine mi emin olamadı. “Ama eğer, öpersen…” Kelimeleri ağzında yuvarladı. İç sesi, yine de seninle sevişeceğim dese de bunu demedi. Daha sert bir şeylere ihtiyacı vardı. Adamı buna pişman edecek, ona eziyet dolu dakikalar yaşatacak bir şeylere. Genç adam korkusuzca onun söyleyeceklerini bekler, bir yandan da onu gösterdiği köşeye götürürken Astrid gözlerini yumdu düşünmek adına. Genç adam oturduğunda, hala onun kucağındaydı ancak iddiasına bir şeyler bulamamıştı. Birden, şimşek çakıverdi zihninde. “Eğer kaybedersen Luigi, bu dudaklara bir daha asla bu kadar yaklaşamazsın.” Bunun adamı ne kadar üzeceğinden şüpheliydi; ama hislerine güvenmeyi seçti. Zoru oynamak gibi bir derdi yoktu kızın, birdenbire olmuştu her şey. Adamın öpücüğü hayal etmekten kaçınıyordu, ne kadar imkansız görünse de. Dudaklarının tadına bakmak için yanıp tutuşuyordu… Alt dudağını ısırdı. Büyük oynamıştı, evet. Kazanma duygusu eskiden olduğu kadar tatlı değildi, pekala buna da evet. Ancak öte yandan, kazanmak için elinden geleni yapacaktı. Adamın kucağında öylece dururken başını kaldırıp burnunu adamın burnuna dayadı. Dudakları arasında neredeyse milimetreler kalmıştı ve kız onun her nefesini dudaklarında hissediyor, ürperiyordu tamamen. Karıncalanmaya başlamıştı kalçalarından yukarı doğru. Sinir uçları hiç olmadığı kadar duyarlıydı. “Oysa çok şey kaçırıyorsun.”

    Sinsice gülümseyerek başını geriye doğru çekti. Adamın kulağına eğildi bu sefer. Kızın cesareti nereden bulduğunu sorgulamamak gerekirdi, deli kanı bunun için yeter de artardı bile ancak kız durmamakta ısrarcıydı bu defa. Fısıldadı adamın kulağına doğru. “Mesela bunu yapabilirim,” dedi okşarcasına bir ses tonuyla ve adamın kulak memesini dişledi hafifçe. Diliyle hafif bir şekilde üzerinden geçtikten sonra yanaklarına götürdü dudaklarını. “Bunu hissedebiliyor musun Luigi?” Dudağı adamın pürüzsüz yanağında gezinirken, kalbi daha da hızlı atmaya başlamıştı. Sol elini adamın boynundan çekti ve yanağını kavradı. Adamın bakışları hiç olmadığı kadar derin gözüküyordu, Astrid bu bakıştan korkabilirdi eğer başkası sahip olsaydı… Ama o Luigi’ydi. Jelibon kadar tatlı tadıyla, Astrid’i deli eden Luigi. Yeniden bir şeyler söylemek için ağzını açtı ki, sözleri arkadan gelen bir kahkahayla bölündü. “Astrid ve Luigi ağacın altında öpüşüyorlar! Astrid ve Luig-” sözler bir çığlıkla yarıda kesildi. Kafasını sertçe o tarafa doğru döndüğünde Lindsay’in, Benedict tarafından sıkıca tutulmuş olduğunu gördü. Kız şarkısına devam etmek için çabalasa da Benedict ikisine pis pis sırıtarak kızı onlardan uzaklaştırdı. İkiliye dil çıkaran kız, başını yeniden adama çevirdi. Kahretsin, Lindy tüm şehvetinin içine etmişti! Derin bir nefes alarak başını iki yana salladı. Dürtüleri bastırılmıştı geldiği gibi giden bir hızla ve Luigi’nin gözlerine baktı yeniden. “Bütün gün seninle burada oturacaksam, bir şeyler yapman lazım.” Bakışları etrafta dolandı. O an her şey durdu gibi hissetti. Güneş ışıldıyor, yeşillikler parıldıyor, kuşlar cıvıldıyor, Luigi ona bakıyordu. Adam haklıydı, o şanslı bir cadıydı. Bir an gözlerini kapatıp temiz havayı ciğerlerine çekti. Suratına kocaman bir gülümseme yerleştiğini biliyordu ama kaşlarını çatmadı bu defa. Gülümsemesini silmeden, gözlerini açtı. “Bana en sevdiğin şeyi anlat, Luigi.”

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
crazy 'bout you.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Whisper of Death RPG :: H O G W A R T S :: Okul Arazisi :: Okul Bahçesi-
Buraya geçin: